3 Mart 2010 Çarşamba

Kizil Ask

Özgür Aşk ya da Aşk hapishanesinden çıkış yolu




Alexandra Kollontai (1872-1952) Sovyet devriminin az sayıdaki kadın önderlerinden biriydi. St. Petersburg’da burjuva bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Gençliğinde kendisinden beklendiği gibi bir sosyete hanımefendisi olmak yerine Marx ve Engels üzerine çalışmayı yeğledi. 20 yaşında evlenmesiyle birlikte evliliğin gayet berbat bir durum olduğunu anlaması ve kocasının zayıf liberal politikalarını hazzedememesi yüzünden onu terkedip Zürih’e ekonomi okumaya gitti. Orada Alman Komünist Partisi kurucularından Rosa Luxembourg’un düşüncelerinden etkilendi. 1917’de Rusya’ya dönen Kollontai Tekstil fabrikalarında ve çeşitli atölyelerde çalışmaya başladı, fabrikalardaki çalışma koşullarını yakından gördü. Bu fabrikalarda, her şey gibi temizlik ve sağlık hizmetleri de göstermelikti. Bununla, ölen işçi çocukları, yaşama elverişsiz işçi evleri, sağlıksız beslenmenin yol açtığı ölümler gizlenmeye çalışılıyordu. Gördüklerinden çok etkilenen Kollontai bu koşuların düzeltilmesi için mücadeleye girişti.



Alexandra Kollontai işçi sınıfını yakından tanımaya sınıf mücadelesi üzerine devrimci görüşlerini ileri sürdüğü çalışmalarını yayınlamaya başladı. 1917’de Kollontai ilk devrim hükümetinde kadın bakan oldu. Kollontai Bolşevik hükümetindeki tek kadın bakan olarak kadınlar ve özgür aşk için kampanya başlattı, başlattığı kampanya ve sonrasında savunduğu ve mücadelesini verdiği aile kurumu, evlilik, aşk, kadın sorunu vb. konulara dair bakış açısı ve erkeklerle olan ilişkilerinde son derece rahatlığı Lenin ve Stalin tarafından hoş karşılanmadı. (Bu nedenlerle Stalin döneminde Sovyetler Birliği dışında görevlere atandı.) Devrimden sonra devlet yönetiminde de aktif görevler üstlendi. Devlet Yardımı Halk Komiseri Kurulu’nda görev alan Alexandra Kollontai, daha sonraki yıllarda büyükelçi olarak pek çok ülkede Sovyetler Birliği’ni başarıyla temsil etti. (O, bu yanıyla dünyada ilk kadın büyükelçi unvanına da sahiptir.) Başarılarının karşılığı olarak pek çok kez ödüllendirilen Kollontai, yaşamının son yıllarında anılarını ve mücadelesini kaleme aldı.



9 Mart 1952’de geçirdiği bir kalp krizi sonucu yaşama veda etti.



Aşk hapishanesinden çıkış yolu



Aldığı eğitim ve yaşadıkları onu yazarlığa yönlendirdi. İnceleme-araştırma çalışmalarının yanı sıra edebi eserlere imza attı. Özellikle romanları Sovyetleri ve kendi yaşantısını yansıtan konulardan oluşuyordu. Kimi zaman roman kahramanlarını da yakın çevresinden seçiyor kimi zaman kendisini de romanın kahramanı olarak yazıyordu. Özellikle Kollontai, Kızıl Aşk adlı romanın baş kadın kahramanı Vasilisa, devrim sonrası sosyalizmi inşa ederken, eski toplumun tüm alışkanlıklarının nasıl da su yüzüne çıktığını, eski ve yeni değerlerin çatışmasını tüm açıklığıyla veriyor. “Vasilisa, bir komün evinden sorumludur. Çıkan sorunlardan öylesine bunalır ki bir gün "Herkes yalnızca kendisi için çalışıyordu. Çoğunluk için yaşamak gerektiğini anlamak istemiyorlardı... Haksızlığı yapan kimlerdi? Kendi yoldaşları, işçiler!.. Onu en çok rahatsız eden ve üzen buydu. ´Burjuvalar´ olsa hiç dert etmeyecekti." Bunları söyleyen Vasilisa bir yandan da "Devrimin bayram tatili" olmadığının farkındadır. Kollontai da öyle. Bu nedenle o, kurdukları yeni toplumdaki proleter kılığına girmiş burjuva ideolojisiyle acımasızca hesaplaşır.



Özelikle NEP dönemi politikalarıyla mücadeleye girişir. Burjuva ideolojinin tümüyle beslendiği erkek egemenliği de bu yüzden mücadelesinin eksenini oluşturur. Eski toplumu erkek, yeniyi ise kadın temsil eder burada. Kollontai; Vasilisa´nın çok sevdiği "eşi, yoldaşı, sevgilisi Volodya (Vladimir) "aracılığıyla, sosyalist toplumdaki erkek egemenliği ve burjuva ideolojisini gözler önüne serer. Volodya, sosyalizmden, geriye dönüşün tüm niteliklerini taşıyan bir erkek tipidir. Yeni ‘düzene’ hemen ayak uydurmuş, proleterliğini "lambalar ve yatak örtüleriyle değiştirmiş" tir. Eşinin çalışmamasını tercih eder. Her gün yeni bir eşya alınan evde, Vassilissa´nın "sevgisiyle mutlu" olmasını ister. Kanatları bağlı Vasilia´nın "Kanatlarını bağlayan neydi? Sevgi mi?



Sevinç mi?" diye sorar Kollontai. Vasilia´yı bağlayan sevgidir, biraz da anaçlık. Sevdiğinin içinde bulunduğu çürümeyi görüp, onu kurtarma telaşı! Oysa Volodya için çok geçtir. Artık o, işçilerin sırtından yaşam düzeyini yükseltip, beklentilerine yanıt verecek bir sevgili (Nina’yı) bulmuştur. Vassilissa daha fazla zaman yitirmeden, uçmayı dener ve başarır. Viladimir’in onu aldatmasını ve onun burjuva yaşam alışkanlıklarını kabul etmez. Komün evine, yoldaşlarının arasına döner. Hamiledir. "Çocuğu babasız mı büyüteceksin" diye soran arkadaşına, "Sanki erkekler gerçekten ´baba´ymış gibi... Niye tek başıma? Parti, devlet onu yetiştirecek" diye yanıtlar. Yakında komünün yeni bir kreşi de olacaktır üstelik.”



Kollontai, yaşamı boyunca kadınların üzerinden çocuk bakımının tüm yükünün alınması için mücadele eder. Annelerin, toplumun ve devletin sorumluluğunda korunmasından yanadır. Kollontai; kadınlar, çocukları olduğu için mutsuz değil, mutlu ve özgür olsun ister: Karşı cinse duyulan coşkunun, sevginin kadınların kanatlarını bağlamasına, onları sakatlamasına engel olmak ister yazdıklarıyla. Bu yüzden de kadın kahramanlarının hemen hepsi "çok sevdikleri" halde, kanatlarını bağlayan sevgiliye sırtlarını döner, yeni yaşamın kollarına atarlar kendilerini.

 
yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder