30 Ocak 2010 Cumartesi

Yeralti kollektifi Anton Cehov


Yazık ki yazık!..




Ne kadar çok kişi var,



Allahım!..



Bu Dünya’da,



Anton Çehov’u okumamış;



Onu hiç, hiç tanımamış



Onun adını bile duymamış.



Yazık ki yazık…







Yazık değil kuşkusuz



Sevgili Anton’a



Yazık! Okumamışlara;



Onun öykülerinden



Yazık! Seyretmemişlere;



Onun piyeslerinden.



Yazık!



Onu hiç tanımamışlara



Yazık !



Onun adını bile duymamışlara,



Yazık!











Oysa ki;



Ne büyük bir şanstı bana,



Çehov’u keşfetmek,



Hocam Rauf Mutluay’ın aydınlığında



İlk gençlik yıllarımda.



Onun ilk öykülerini okumuştum



On yedi yaşlarında.



Bilmeden



İlk öykülerini yazdığını



Henüz on yedi yaşlarında.



“Vişne Bahçesi” piyesini okumuştum



Bilmeden, yazdığını,



Veremden, kan kusa kusa,



Ölüm döşeğinde,



Ve henüz kırk dördünde.







Çehov, bir yazardan çok öte,



Dertleşebileceğim bir dost,



Kafa dengi bir arkadaş,



Güvenilir bir sırdaş oldu bana.



Onunla soludum, bozkırın şiirsel havasını,



Onunla tanıdım, kölelikten kurtulmuş;



Sıradan Rus insanını



Onunla tanıdım



On dokuzuncu yüzyılın,



Dönüşen toplumunu,



Değişen insanını.



Onunla tanıdım insanın derinliğini,



Onunla tanıdım.



Kendimi,



Onunla tanıdım,



İnsanın ve hayatın özünü.











Çehov, 29 Ocak 1860'da özgürlüğe kavuşmuş bir kölenin torunu, dindar bir bakkal babanın oğlu olarak Rusya'nın güneyindeki Azov Denizi kıyılarındaki taşra kenti Taganrog'da dünyaya geldi. Beş çocuklu bir ailenin ortanca çocuğu olan Çehov, dindar ve otoriter babasının baskısıyla kilise korosunda ilahi söyledi, ticarette başarı sağlayamayan babasının yerine dükkân işleriyle de ilgilendiğinden lise eğitimi uzadıkça uzadı.



Çehov'un zor koşullar altında geçen çocukluk yılları, hikâyelerine de yansıdı, hikayelerinde çocuklara geniş yer vermesine ve hep hüzünlü, incinmiş çocukları anlatmasına neden oldu. On yıl boyunca lisede Yunan ve Latin klasikleriyle temel bir eğitim gören Çehov'un, "Kılıflı Adam" ve "Edebiyat Öğretmeni" adlı hikâyeleri bu döneme aittir.



Çehov'un babasının 1876'da iflas etmesi üzerine ailesi Moskova'ya göçtü, Çehov ise ağabeyi ile birlikte eğitimini tamamlamak için Tagangrog'da kalarak liseye devam etti. Burada geçirdikleri üç yıl boyunca, henüz çok genç olmasına rağmen kendi hayatını kazandı. Tüm bu zorluklara rağmen bu dönem Çehov için önceki yaşamına göre daha katlanılabilirdi. Hayatında bakkal ve kilisenin olmadığı bu yıllarda Çehov, zamanını okumaya ve yazmaya ayırıyor, hayata, sosyal çevresine daha eleştirel bir gözle bakabiliyordu.



1879'da liseyi bitirdi ve Moskova'ya ailesinin yanına döndü, Moskova tıp fakültesine kayıt yaptırdı. Çehov, tıp öğrenimi sırasında ailenin geçimine katkıda bulunmak için çeşitli mizah dergilerine kısa öyküler, küçük güldürüler yazıyordu. Çehov'un içinde bulunduğu çıkarcı, ikiyüzlü ve gerici çevre ile yazdığı derginin sahibinin sürekli mizah yazıları istemesi ve sansürün eklenmesi, yazdığı yazıları bir zorunluluğa dönüştürüyordu. Bu durum onun edebi kişiliğini köstekliyordu; ancak para kazanmak zorundaydı. Aralarında "Memurun Ölümü" gibi sonradan Çehov klasiği sayılacak öyküsünün de bulunduğu bu ilk ürünler yazarın beklemediği şekilde başarıya ulaştı.



Yazar, bu dönemde yazdığı yazılarını "Melbourne'ün Masalları" adlı kitapta toplayarak üniversiteyi bitirdiği yıl ilk kitabını yayımladı. Gerçekçi akımın Rus edebiyatındaki temsilcilerinden olan Çehov, yazarlığının bu ilk yıllarında "Çehonte" ismini kullanmıştır. Harçlık çıkarmak için yazdığı bu yıllar için sonrasında bir eserinin önsözünde şöyle demiştir: "Çehonte birçok şeyler yazmış olabilir, ama Çehov bunları kabul etmek zorunda değildir."



Çehov, üniversiteyi bitirir bitirmez hekimliğe başladı. "Cerrahlık", "Cansız Ceset", "Kaçak" adlı hikâyeleri bu dönemine aittir. Çehov için yazarlık, doktorluğun ardından ikincil olarak geliyordu. Doktorluk vaktinin büyük kısmını aldığından yazmasına engel olmaya başlayınca ve eserlerinin şöhreti iyice yayılınca, doktorluğu bırakıp yazarlığa yöneldi. Ancak Çehov'un hikayelerinde doktorluğunun izleri görülür, hatta pek çok kimse onun Çarlık Rusya'sını anlatışını, bir doktorun hastalığı teşhis edişine benzetir. Çehov'un bilime olan bağlılığı şu sözlerinden de anlaşılabilir: "Darwin'i okuyorum. Ne haşmet! Müthiş seviyorum onu."



Anton Çehov, 1887'de "Alaca Karanlıkta" adlı öykü kitabıyla Rus Akademisi tarafından verilen Puşkin ödülünü kazandı. Aynı yıl ilk büyük tiyatro oyunu dört perdelik "İvanov", Moskova'daki Korsch Tiyatrosunda sergilendi ve ilgi toplamayı başardı. Bu yıllarda yazdığı diğer tiyatro oyunu "Vanya Dayı"nın ilk varyantı olarak nitelendirilen "Orman Cini" ise böyle bir başarıya ulaşmadı.



Oyunlarından çok öyküleriyle ün kazanan Çehov, 1892'de ünlü öyküsü "6. Koğuş"u yayınlandı, aynı yıl kendini en rahat hissettiği halkın yanına, Nijni Naugored vilayetinde baş gösteren kıtlıkla savaşmak için kurulan yardım teşkilatlarına katıldı. Çehov'un "Melihova Dönemi" olarak adlandırılan aynı yıl Melihova adlı bir köye yerleşti. Yaratıcılığının zirvesinde olduğu bu yıllarda yaşayışı oldukça sadeydi. Daima halka yakındı ve sosyal işlerle uğraşıyordu. Bu da onu mutlu ediyordu.



Sağlığı iyice bozulan Çehov'un, hastalığı iklim tedavisi istiyordu bu nedenle Yalta'ya taşındı. Yalta'da devrin büyük yazarlarının ve sanatçılarının ziyaret ettiği Çehov, en çok Tolstoy ve Gorki'yle görüşüyordu. Yazar, bu yıllarda Moskova Devlet Tiyatrosu oyuncusu Olga Knipper'le evlendi.



1895'te "Martı" oyununun üzerine çalışmaya başladı ve ilk versiyonunu yazdı. Hemen hemen aynı yıllarda, 1898'de kurulan Moskova Sanat Tiyatrosu'nun kurucuları Nemiroviç-Dançenko ve Stanislavski de tıpkı Çehov gibi geleneksel dram sanatı anlayışına karşı çıkıyor, tiyatroda doğallığı, içtenliği, yıldız oyunculuk anlayışına karşı toplu oyunculuk anlayışını savunuyorlardı. "Martı"nın Moskova Sanat Tiyatrosu'nca sahnelenmesi ve kazandığı olağanüstü büyük başarı, Çehov'un oyun yazarlığında ve Rus tiyatrosu bakımından bir dönüm noktası oldu. "Martı"nın ardından Çehov diğer ölümsüz yapıtlarını bir bir kaleme almaya başladı. 1899'da Vanya Dayı'nın ilk gösterimi yapıldı, Toplu Yapıtlarının ilk cildi yayımlandı. 1901'de Üç Kızkardeş sahnelendi, 1904'te Vişne Bahçesi Moskova'da sahnelendi.



Sağlığı gittikçe kötüleşen Çehov, doktorlarının tavsiyesiyle gittiği Almanya Bodenwagler'de 1 Temmuz gecesi genç yaşta, hayat sahnesinden sevenlerini son kez selamlayarak ölümsüzleşti. Çehov'un bütün yapıtları ölümünden 40 yıl sonra 20 cilt halinde yayımlandı. Bu yayının 8. cildinde sayısı birkaç bine ulaşan mektupları yer alıyor

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder