24 Aralık 2009 Perşembe

Yeralti kollektifi Erich Hanke


Illegal yasam calismasi nedir ? Illegal calisanlar nasil insanlar?Neden gizli calismak


zorundalar.Nasil yasarlar.Duygu ve düsünceleri nelerdir.Bu sorunun cevabini Demircioglu

kitabinda ayrintilariyla okuya bilirsiniz.Kitapta ki Hüseyin Demircioglu tüm yönleriyle anlatilmakta

ben ise size Hüseyin,e Hitler Fasizmi Döneminde yazilan,YER ALTINDAN NOTLAR.Erich Hanke,ni

kitabini Hüseyini anlatir gibi okuyun.

"Illegal calisma ölüm.aclik,savasim,zindan.sevdiklerinden ayrilma degildir...En yüksek

halka ve davaya baglilik temelinde donanmis ve son derece iyi örgütlenmis ve gizli polis ile

ajan.isbirlikci cetelere ragmen basariyla gerceklesen örgütlenme faliyetlerinin bütünüdür

Illegal calisma sanati.Halka karsi gizli degil,sömürü ve zülüm düzenine karsi illegal calisma.

En büyük zorluklarin üstünden gelecek olan bu cekirdek örgütlenme devrime baglilikta

her seyi göze alirlar bunun binlerce kanitini sunarim okuyanlara.

******

Erich Hanke 1911,de Berlinde dogar.Insaat duvar ustasidir.17 yasinda politik calismaya

katilir.19 yasinda Almanya Komünist Partisine katilir.Berlin ve cevresinde cesitli parti örgütlerinde

calisir ve yöneticilik yapar.Ilk olarak Kasim 1932,de gözaltina alinir alinisini söyle anlatir...

"Ne ise yariyor su senin politik calisman.Senin durumun iyi neden.Evin,isin araban ve bahcen

var...Sen bugüne kadar ki politik yasami kitaplardan ögrendin.ancak sinif düsmanlarini baskalarindan

duydun,simdi ise ben bu yasamla karsi karsiyayim,simdi direnme ve karsi koyma zamanidir der zülüm

edenlere-

Ve öyle yapar serbest birakilinca yeniden kaldigi yerden devam ede,eksikliklerini

daha iyi kavrayarak atilir bir adim öne

Ve burjuvazi yeni hükümeti Kurmakla Hitleri görevlendiri ve fasizim citayi yükseltir.AKP(Almanya

Komünist Partisi) bu kirli ittifaka karsi Almanya isci sinifini genel grev-genel direnise cagirir.

Sosyal demokratlar ve sendika yöneticileri AKP,nin birlesik cephe cagrisina ve genel grevi

engeller.Ilk önce komunistleri götürdüler,sonra sosyal demokratlari,sonra Yahudileri,Cingeneleri,sonra

ortalikta sesi duyacak kimse yoktu der bir bilim adami.

Onbinlerce komünisti hasp eden Fasizm sonra,diyer tolumsal kesiler yönelir

toplama kamplarina atilir,iskence görür,binlercesi öldürülür.

Hanke illegal calismada yapilmamasi gereken hatalar sonucu yakalanir ve 9 yil

sürecek olan cezaevi yasami baslar.Kizil ordunun 8 Mayis,ta Berline girmesi sirasinda

cezaevinden kacar,parti calismalarina yeniden baslar.

Hitler fasizmi döneminde azgin yok etmeye karsi,az sayida komünistin

insancil kavagasini anlatan yeralti yasamindan notlari söyle.

*Örgütlenme

*Fabrikalarda hücreler kurma

*Bildir,Afis,gösteri,basim,matbaa vd.yaraticiligi anlatiyor bu kitap.Gizlilik kurallarina

uymanin öneminede vurgu yapiyor.ama korkakca geri cekilmeyle degil,sabirli,sakin,düsünceli

"korkaklik bulasicidir....Ama Cesaret ve Fedakarlikta Bulasicidir ve sayisiz

Hüseyin,leri anlatir biz insanlara....


yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti nehirleri 3


Yeralti nehirleri Antarktika'da buz kütlelerinin kilometrelerce altında bulunan göllerin birbirlerine nehirlerle bağlı olduğunu söylüyor iste bizim gülümsemelerimiz,Her ayri hehirlerin bir kuruma riskine karsilik milyonlarca yıldır tamamen buzlarla kapalı olan göllerde eşsiz canlı türlerinin bulunduğu minarellerden olusur yeralti nehirleri,yüreklerimiz barikat baslarinda ates cemberi icinde dans eder,destansi direnislerini hep ates cemberi icinde planlariz ve yeni bir atesin yeralti ile bulusmasini saglamaktir damla sözcüklerimiz.Her nehir inceden ince bir damladir,yeni damlalarla bulusmaya hazir,her kurumaya karsi sirasini devretmeye hazirdir


yeralti nehirleri.Aslina yanlizca bir simgeyiz icimizde ki ask hali gibi.Diyalektik bir gercegiz tarihimize neden olan obrukların, yüzeye yakın yerlerde kayaçları eriterek yılda 250-300 metre ilerleyen yer altı nehirleri nedeniyle oluştuğumuz pratik bir realitedir siir gibi

"Yeşil saçlı küçük bir derenin



Akışında unuttuk çocukluğumuzu"



"Yalnızca onurun sularıyla yeşeren



Nehirlerin ezgili saçlarını



Her sabah soluğuyla tarayan



Düşler mi dondu buzul sessizliğinde"



Her damlalar halinde akmaya basladigimizda topraga bereket veririz,hic bir zaman eksilmeyiz topraktan,filizden,ölüm yoktur dudaklarimizda.Cünkü yeralti nehileri hic



ölmeyen,yasamin direnc noktalarinda tutkulu bir ask halidir yasamimiz bizim,düslerimiz yagmurda yürürken göz yaslarimizla damlalarin bulusmasi var ciplak bedenlerimize voltajlar verilirken,her yanimizda ava zelal heye,bunu icin asla kurutamazlar bizi.Hangi tarihsel dönemec öldügümüze taniktir iste Dicle,Iste Firat,Murat,Munzur,Zap,Berdan,Lara,Tuna,Tunca da Pirimizin iziyle dimdik ayakta,kurumak düssüz ve tarihsiz kalamaktir.Oysa yeralti nehirleri Prameheuslasmis bir Ikarus gibidir direngenligi.Bu yüzden obruklarin capi yanlizca bir isarettir baskaldiriya dair,o büyük güne damlalarimizi akitmak ve tarihin durdurulamaz devrim nehirlerine sözümüz var.Yeralti nehirleri üc temel gelisim cizgisi;Bir sahada yeraltı suyu vardır diyebilmek için üç ana koşulun bir arada olması gerekir:



1. Beslenme sahası, yani yağmur sularının üzerine düşerek yeraltına bir kısmının sızacağı saha.

2. Poröz yani boşluklu bir ortam. Bu ortam kum, çakıl gibi taneli formasyonlar veya kaya çatlakları

olabilir. Kayalar içerisinde yeraltı suyu taşımaya en uygun olanı kireç taşlarıdır. Atmosferden bir miktar

CO2 alan yağmur suyu kireçtaşı üzerine düştüğünde yatay tabaka ve düşey çatlakları olan kireçtaşına

sızmakta ve zaman içerisinde çok büyük boşluk sistemlerini oluşturmaktadır.

Bu sistemlerde yeraltı nehirleri, gölleri bile meydana gelebilmektedir. Bu sistemlere karstik sistem

denilir ve bunlar yeraltı sularının en bol bulunabileceği ortamları teşkil ederler.







3. Üçüncü ana koşul ise boşluklu veya çatlaklı ortama sızan suların yeraltında depolanabileceği,

birikebileceği bir yapının var olmasıdır. Bütün bu şartları en iyi anlatmanın yolu içine kum ve çakıl

doldurulmuş bir banyo küvetidir. Burada banyo küvetinin yüzeyi geçirimsiz tabakayı, kum ve çakılın üst

yüzeyi beslenme sahasını, içindeki kum-çakıl boşluklu ortamı (yani akiferi), banyo küvetinin yapısı ise

rezervi yani yeraltı suyu deposunu oluşturur



Bu örnek bazı ana kavramları kolayca anlatmak için verilmiştir. Esasında olay tabiatta çok daha

karmaşıktır. Yeraltı suları dinamik bir yapıya sahiptir, beslenir, depolanır, boşalır. Su tablasının belli bir

eğimi vardır ve toplanan su belli bir istikamete hareket ederek membaları beslemektedir ;Iste yeralti nehirleri diyalektik tarihsel metaryalizm gibi üc örnekle bir biri ardina siralanmis,digerinin mirasi üzerinden güclenmis ve yeri geldiginde bir adim öne cikan ve doganin yasasi geregi yasanmasi gereken bir organizmadir bir aractir.Tipki yasamimiz gibi.ama önceliklerimizin mücadelemizde önemli bir yeri olmalidir.Yeralti nehirlerinin vasiyet kavga yoldasi diyerek tüm donanimlarimizi,meziyetlerimizi,tasarimlarimizi,azami-nihai program taslagimizi icsellestirmissek,siire ses,türküye vokal,gülüslerimizi insanilestirmissek o zaman yeralti nehirleri sol yanimizda bir dogum sancisdir hep.





Bilirsin ki en büyük acılar

Hep ayrılıkla başlar

Bir serüven olur her ayrılık

Nasıl anlatsam

Anlayamazsın





Önce hüzün tutar ufukları

Yüreğin başına keder yağar

Sonra çağlayarak geçer zaman

Nasıl koştursam

Yakalayamazsın







Bakarsın ki yaralar kapanmış

Dinmeye başlamış bile sancılar

Bir acılı şiir kalmış geriye

Bir de sesini yitirmiş anılar

Nasıl açıklasam

Kavrayamazsın







Biz ki birlikte çıkmıştık yola

El ele

Kol kola

Ve çocukça

Daha ilk sabaha varmadan

Bıraktın beni

Dalıp gittin karanlıklara

Nasıl uyandırsam

Uyanamazsın







Artık ne yırtılmış bir resim

Ne kırılmış bir çerçeve

Çekip giden bir yolcuyu

Bir daha döndüremez geriye

Her şiir bir dünyadır çünkü

Kaybolursun kaybettikçe

Ağlayamazsın







Aşka yumruk sıkan bir intihar

Ya da gözü yaşlı bir mektup

Hiç dönüşebilir mi sevgiye

Sevmek ki bir yürek işidir

Nasıl tanıtsam

Tanıyamazsın







Bir kez yazıldı bu acının şiiri

Yazılıp geçti suların tarihini

Gücünüz yetmez artık

Nehirleri durduramazsın





Yeralti nehirlerinin düslerini tutusturur ya geceleri,ele tutusan bir sevgili gibi yakamozlarla sevisen,iskence tezgahlarinda cirilciplak direnis tarihi yazarsin ya,iste biz o tarihinide yazmak icin cüretli aka aka nehirler diyoruz be gülüm.Atesin ve günesin sofrasinda yildizlar vurulunca Diyarbekir önlerinde askin en tutkulu aninda bir mitralyöz gibidir ömrümüz Zilan.Nehiler büyümenin hizindadir,sömürüye,esitsilige karsi damla nasirli ellerin nehirle bulusmasini sabirsiz,her an tasan bir irmak gibi

nehirleriz.O yeralti nehirlerinin bulusacagi OKYONUS'un mühtesem güzelliginde özgür bir ülke kuracagiz,yeraltini yasatmak icin ömrü daglarda gecen KAWA'nin cocuklari.Birlesen Grev,baris daglarinin ask hali sevdalari ve sevdali gerillalarin askini yasiyoruz,hemde iliklerimize kadar Dicleyiz.iliklerimizde Munzur akiyor apak,

bilincimiz bir Firat'tir simdi molotoflanmayi bekleyen.Cünkü bir yeralti nehirdir simdi ömrümüz..





yeralti nehirleri

22 Aralık 2009 Salı

Yeralti nehirleri kollektifi Seyh Bedrettin


Bu göl İznik gölüdür.


Durgundur.

Karanlıktır.

Derindir.

Bir kuyu suyu gibi

içindedir dağların.

Bizim burada göller

dumanlıdırlar.

Balıklarının eti yavan olur,

sazlıklarından ısıtma gelir,

ve göl insanı

sakalına ak düşmeden ölür



Cenneti dünyaya aradı





Bedreddin cenneti dünyada arayanlardandır. Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi olarak anladı. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tuttu.





Bedreddin sömürünün olmadığı, eşit, ezilen-ezen çelişkisinin yaşanmadığı bir dünya özlemini dile getirdi. Bedreddin'e göre; dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Bedreddin bunu şöyle ifade eder: “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır. Bu ayaklanmanın diğer bir farkı da 13. yüzyıl boyunca Anadolu’daki ayaklanmaların öncüsü, esin kaynağı olmasıdır. Devlet düzenini zora dayanarak sarsmasıdır.”

Bedreddin

ak bir koyun postu üstüne

oturmuş.

Hattı talik ile yazıyor

«Teshil»i.

Karşısında diz çökmüşler

ve karşıdan

bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.

Bakıyor:







Madem ki bu kerre mağlubuz...



Bu görüşlerini Anadolu’ya müritlerinden özellikle Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal aracılığıyla yaydı. Bedreddin, Osmanlı'nın adaletsiz düzenine isyan etti. Börklüce Mustafa Aydın’da, Torlak Kemal ise Manisa’da Osmanlı ordusuna karşı direnişler gerçekleştirdi. Şeyh Bedreddin 1420 yılında Rumeli’de önce Eflak, oradan da Deliorman'a gelir.





Nazım'ın dediği gibi: “Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun/ Karşısına çıktılar/ Dikişsiz ak libaslı, Baş açık, Yalnayak ve yalın kılıçtılar./ Mübalağa cenk olundu./ Aydının Türk köylüleri/ Sakızlı Rum gemiciler/ Yahudi esnafları, on bin mülhid yoldaşı/ Börklüce Mustafa düşman ormanına on bin balta gibi daldı.”

Nazım, savaşın sonunu şöyle anlattı: “On binler verdi sekiz binini.../ Yenildiler Yenenler, yenilenlerin/ Dikişsiz, ak gömleğinde sildiler kılıçlarının kanını.”

Bedreddin, Osmanlı'ya esir düştü. Bedreddin, “Madem ki bu kerre mağlubuz netsek, neylesek zaid.

Gayri uzatman sözü./ Madem ki fetva bize aid verin ki basak bağrına mührümüzü...” dedi,

idam edildi. Başı tıraşlı

kalın kaşlı

ince uzun boylu Börklüce Mustafa.

Bakıyor:

kartal gagalı Torlak Kemâl..

Bakmaktan bıkıp usanmayıp

bakmağa doymıyarak

İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..





Şeyh Bedrettin isyanı, her ne kadar dini bir olay gibi gösterilmek istense de yapılan araştırmalar isyanın, sosyo-ekonomik bir olay, yoksul halkın ekonomik taleplerle yaptığı bir ayaklanma olduğunu ortaya koyuyor.





ve hayati







Hayatı hakkında bilinenler büyük oranda torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıbname'ye dayanır.

Günümüzde Yunanistan topraklarında bulunanSimavna kasabasında doğmuştur. Kesin doğum tarihi bilinmemekle beraber çeşitli kaynaklarda 1358, 1359 veya 1365 olarak verilir. Büyükbabası Abdülaziz Selçuklu soyundandır. Menakıbname'ye göre son Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad'un yeğeni ve veziridir. Babası İsrail ise Rumeli'yi fethe girişen ilk gazilerdendir. Daha sonra Simavna kadısı olur. Annesi Rum asıllı bir Hıristiyan iken Müslüman olan Melek Hatun'dur. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşir.

Şeyh Bedreddin eğitimine Edirne'de babasının yanında başlar. Hocası Molla Yusuf sayesinde fıkıh ilmiyle tanışır. Hocası ölünce Bursa'ya gider, astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanan Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadısı Şeyh Mahmud'den ders alır. Daha sonra Konya'da Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri alır. Daha sonra dönemin İslam dünyasının ilim merkezi olan Kahire'ye gider.

Menakıbname'ye göre 8 Aralık 1382 tarihinde Kahire'ye varır. Burada Memluk Sultanı Berkuk'un dostu ve danışmanı olan dönemin ünlü alimlerinden Ekmeleddin el-Bayburti'nin öğrencisi olur. Sultan Berkuk Bedreddin'i oğlu Ferec'in özel hocalığına tayin eder.

Sultan Berkuk'un sarayında geçirdiği üç yıl zarfında Hüseyin Ahlati ile tanışır ve düşüncelerinden etkilenir. Berkuk Bedreddin ve Ahlati'ye birer Habeş cariye sunar. Menakıbname'nin yazarı Hafız Halil'in babası İsmail'i bu cariyelerden biri olan Cazibe doğurur. Diğer cariye Mariye (Meryem) ise Ahlati'nin öğretisini özümsemiştir. Bedreddin, Mariye ile yaptığı konuşmalarda kendisini gülün dikeni gibi gördüğünü söyler: "Anı gül gördi vü kendüni diken". Ahlati Bedreddin'in tasavvuf yolunda yol göstericisi olur.

Hüseyin Ahlati bir süre sonra Bedreddin'i Tebriz'e yollar. Burada Anadolu seferinden dönen Timur'la karşılaşan Bedreddin, ilmiyle Timur'u ve maiyetini etkiler. Timur kendisiyle beraber gelmesini istese de Bedreddin bunu kabul etmez ve Kahire'ye döner.

Ahlati ölümünden hemen önce Bedreddin'i halifesi ilan eder. Ancak müritlerinin bazıları buna tepki gösterir. Bedreddin altı ay sonra Mısır'ı terk eder. Menakıbname bu ayrılışın sebebini Rumeli'ye dönme arzusu olarak gösterse de, müritlerin muhalefeti ve Mısır'ın içinde bulunduğu siyasi karmaşa da bu kararın sebeplerinden olabilir.

Bedreddin önce Halep'e sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına gider. Gittiği yerlerde tanınmaktadır. Buradan Menderes Vadisi boyunca ilerleyerek Aydın'a gelir. Menakıbname'ye göre, yolu üzerindeki Nizar köyünde en önemli müritlerinden Börklüce ile tanışır. Daha sonra Tire üzerinden İzmir'e geçer. Menakıbname'de İzmir'den, Hıristiyan nüfuslu Ceneviz hakimiyetindeki Sakız Adası'na geçtiği anlatılır.

Kütahya ve Domaniç üzerinden Bursa'ya yaptığı yolculuğu sırasında Sürme köyünde diğer önemli müridi Torlak ile tanışır. Gelibolu üzerinden Trakya'ya geçer ve Edirne'ye ulaşır. Kahire'den Edirne'ye kadar gittiği her yerde müritler toplamıştır. Birkaç ay sonra Bursa ve Aydın'a tekrar gider, sonrasında yedi yıl Edirne'de kalır.

Bu sırada Osmanlı Devleti Fetret Devri'ndedir. Bedreddin Musa Çelebi'yi destekler. Musa Çelebi Edirne'ye hakim olunca onu kazasker yapar. Bu görev sayesinde Bedreddin Balkanlarda yaşayan halkla yakın ilişkiler kurar. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmet Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edilir. Kendisine 1000 akçe maaş bağlanır. Bu sırada Aydın ve Manisa'da Börklüce ve Torlak 'in yönettiği isyan patlak verince, kaçarak İsfendiyar Beyine sığınır. Sinop üzerinden Eflak'a gider. Daha sonra Edirne'ye dönmeye karar verir. Sultan Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddin'i Edirne'ye varamadan ele geçirir. Bir heyet tarafından yargılanan Bedreddin'in, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar verilir. Serez çarşısında asılır ve burada defnedilir. Ölüm tarihi çeşitli kaynaklarda 1416 veya 1420 olarak verilir. 1961'de kemikleri, Divanyolu'ndaki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedilmiştir.







yeralti nehirleri kollektifi

21 Aralık 2009 Pazartesi

Yeralti kollektifi Zeki Ökten


Gülüslerin aydinlati karanligi esmer cocuk
ve postallar arasinda coculari coplayanlara selam vermem dedin
Umudu sürü yoksul cocuk
her safak vakti
nehirler gibi akacagiz
ülkemizin günesli yüzüne bir gün.
Aralık'ta hayata gözlerini yuman yönetmen Zeki Ökten bugün son yolculuğuna uğurlandı. Toplumun gösterilmeyen yüzünü aktarmaya çalışan değerli yönetmen Zeki Ökten'in cenazesi bugün toprağa verildi.Ökten için ilk tören, sanatçı dostları tarafından Beyoğlu Sineması'nda düzenlendi. Törende, Ökten anısına film gösterimi yapıldı, ardından sevenleri ve yakınları O'nu anlattı.



Ben işkencecilere selam vermem



Zeki Ökten'in asistanlığını yapan yönetmen Zeki Demirkubuz, Ökten'le 25 sene önce tanıştığını belirtti. Demirkubuz, bir dönemin suskunluğuna ses olabilmek için Güneşli'de film çektiklerini anlattı. Demirkubuz, "Ökten toplumun acısından hep kendisini sorumlu tutardı. Kimsenin sesini çıkaramadığı zamanlarda ses filmi çekiyorduk" dedi. Ökten'le ilişkilerinin ağabey-kardeş gibi olduğunu anlatan Demirkubuz, Ökten ile bir anısını şöyle anlattı: "Kahvede otururken bir onbaşı selam verdi ve Ökten başını çevirdi. Ben şaşkınlıkla 'Neden kafanı çevirdin filmi yasaklayacaklar' dediğimde bana dönüp 'Ben bu ülkenin çocuklarına işkence yapanlara selam vermem dedi'" şeklinde konuştu




Zeki Ökten kimdir




Zeki Ökten 1941 yılında doğdu. Toplum için sanat anlayışla hareket eden Ökten, bir çok iyi yapıta imza attı. 1978 yılında senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı, Türk Sineması'nın başyapıtlarından olan "Sürü" adlı filmi çekti. Bu film uluslararası başarılara imza atarak 11 ödül aldı. 1979'da Locarno Film Festivali ve 1980'de 10. Uluslararası Antwep Film Festivali'nde "En İyi Film" ödülü de bunlar arasındadır. Ardından yine Yılmaz Güney ile birlikte çalıştığı "Düşman"ı çekti. Bu film de yurtdışında ilgi gördü. Bu filmin ardından 1982 yılında başrolünde Genco Erkal'ın yer aldığı "Faize Hücüm" geldi. Bu film ile Antalya Film Festivali'nde "En İyi Film" ve "En İyi Yönetmen" ödüllerini aldı.


yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti kollektifi Cernisevki


Lenin Ne yapmali adli o tarihsel romani sorguladiginda,Lenin yoldas'ta Nasil yapmali adli eserini yazdiginda Cernisevski'nin Rus


tarisel gerceliginin dilayektigi der.Genc bir devrimciyken yoldas Lenin ve devrimsel sürece basladiginda tüm rus gencligi gibi

okudugu bu romandan muthis etkilenmis.Kitabi okuduktan sonra devrimci olmaya kareri netlesir.Tipki Yilmazkaya'nin gibi.Yil

mazkaya'nin daha da öfkesini bilemesine neden olan su olayi kendi dilinden dinledik hepimiz"Henizin bildigi gibi bir gazetenin man

set haberlerinde gördük,asgalik parababalari pastalarinin üzerine altin serpistirerek yemesi benim bu sistemi gerekli yanitimi hizlandirdi.Iste

o yüzden kapitalizm,emperyaliszme,fasist sömürgeciligi karsi savasmak boynumuzun borcudur.Iste Cernisevski'nin bu essiz kahramani

gibi sebatli,fedakar,cesur ve yilmaz olmayi,özel hayatlarimizi isci sinifinin yüce davasi cikarlarina göre amac edinmis secki halk

kahramanlari tipki romanda ki Rahmetov gibi,hayata,ihanete,kaygaya,ve sevgiye,bütün zorluklara ragmen ezilenlerin safinda

durabilmek,mücadelenin en cetin muharebelerine,acilara dayanabilmek icin celik bir kollektif irade gereklidir.Burjuva yazarlari

bu ebedi eseri dünya klasikleri icinde degerlendirmiyorlar cünkü 19 yüzyilda ki ikinci yarisinda ki devrimci tarihsel gelisimi bu

romandaki halk kahramanlarinin etkisi cok büyüktür.Bir tüm olarak bu devrimci bas yapitin dünyayi devrimcilestirmesinde ki

etkisini,devricilesen kusak bilemek zorunda"Nasil Yapmali"yi okuyarak rotasini cizmeli.Rahmetov,Kirsanov,Lopukhov'un rotasindan

ilerliyor ve Cernisevski yarattigi karakterler bizde cok var,güvendigimiz deniz gülü,mahir gülü,ibrahim gülü,hasan ocak,dursun

karatas,Ataman Ince,Hüseyin Morsümbül,Hüseyin Demircioglu,Habib Gül,Cüneyt Kahraman,Karasungur ve Yilmazkaya gibi

onbinlercesi gibi.Düsmanlari karsisinda asla boyun egmediler,halka her sart ve kosulda yürünecek hatti gösterdiler,devrimci

amaca bagliliklari gibi özellikleriyle harfi harfine isimlerine yarasir Rahmetovlar yarattilar.



Büyük rus devrimcisi Cernisevski o tarihsel dönemin devrimci sinif ideolojisinin özgün yanlarina karsitlik,o cagin yeni insani yarat

mayi rus devriminde ve dünya devrimci tarihinde gördük,hayat dolu,mücadele dolu,ölürken bile siirler okuyarak ölüme meydan

okuyanlarin kisilikleri var bu romanda.Onlar,düsmanlarinin ve olanaksizliklara asla teslim olmadilar,kormadilar,yasam edisesinde

n uzak hayatlarini yüce bir ideal olan devrim ve sosyalizm ugruna adadilar,yigit insanlardi.Cernisevski söyle der"Bu ise basladiklari

zaman,o denli siki calisiyorlardi ki,basaracaklarindan yüzde yüz emindiler"Ne kadar hakli ve hala tarihsel gercekligimize uygun bu icinde.

Iste Cernisevski'nin yarattigi bas kahramanlar devrime ve halka sonsuz baglilar,onlarin yasamlarin hala var olmasinin abi-hayati

burasi."Nasil Yapmali"hala güncel ve egiticidir.Genc emekci cocuklarimizin okumasi gereken bir bas yapittir hala.Nasil Yapmali.Ve Mayakovski bu siirler size

söyle seslenir umutca

Ya Siz

Bir bardaktan boya serptim,

günün haritası üzre ben örtü vurdum;

donmuş etle dolu bir tabakta gösterdim

çarpık elmacık kemiklerini okyanusun.

Teneke bir balığın pulları üstünde

yeni dudakların okudum çağrılarını

Ya siz

bir noktürn çalabilir

miydiniz

flütünde saçak boruların ?


Ez kime...

12 Temmuz 1828 de Saratov’da bir papaz çocuğu olarak doğdu. 1846’da Petersburg Üniversitesinde Yüksek öğrenime başladı. Özellikle bu yıllarda, 1848 Avrupa devrimlerinin Rusya’da da devrimci bir gelişmeyi mayalamaya başladığı bir dönemde, Çernişevski’de bu fikir ve eylemlerden etkilenmeye başladı. Çernişevski Petersburg’da Dil ve Tarih bölümünde kendi düşünce yapısını geliştirmeye başladı. Materyalist dünya görüşü ve ekonomi konularında kendini geliştirmeye çalıştı.






1853’te Petersburg’da Anayurt dergisinde yazmaya başladı. Daha sonra ise ekonomi, felsefe, tarih, siyaset ve edebiyat gibi birçok dalda makalelerini yayınlayacağı Çağdaş dergisine geçti. Bu dergi kısa bir süre çıkmasına karşılık neredeyse tüm devrimci potansiyeli çevresinde toplamıştır.





Marks o dönem Çernişevski’nin yapıtlarını heyecanla okumuş ve onu “Büyük Rus bilgini” olarak nitelemiştir. Marks, Çernişevski’nin eserlerinin ve siyasal çalışmalarının, Rusya’yı çağın toplumsal ve siyasal hareketiyle bütünleştirdiğini söylemiştir. (Lenin’in de gerçek bir Çernişevski hayranı olduğunu bu arada belirtelim.)





Çernişevski bu dönemde, Rus devrimci düşüncesinin bir dönemini etkileyecek olan “Narodnizm”in ideolojik politik kökenini, bir diğer Narodnik Herzen’le beraber attı. 1854’te yayınlanan “Adressiz mektuplar” adlı makalesi çarlık sansürü tarafından yasaklandı. Bu dönemle beraber Çernişevski 1861 Reformlarının içyüzünü ve Çarlığın gerçek yüzünü kitlelere anlatmaya çalıştı ve kitleleri çarlık düzenine karşı ayaklanmaya çağırdı.





Çalışmalarını çarlık baskısı ve sansürü nedeniyle yeraltından yürüten Çernişevski, hayatı boyunca gelişecek olan bir köylü devrimi düşüncesini kararlılıkla savundu. Çernişevski’nin devrimci faaliyetleri karşısında Çarlık da Çernişevski’yi durdurmak için baskısını arttırdı. Ve 7 Haziran 1862’de yakalanarak Petropaviosk kalesine kapatıldı. 19 Mayıs 1864 Mrtninsky meydanında Çernişevski’nin halkın önünde pişmanlığını belirtmesi için bir tören düzenlendi. Ancak o çarlık karşısında diz çökmektense ömür boyu zindanda kalmayı tercih etti.





Sibirya’da 20 yıl kürek cezasına mahkum edildi. Tüm bu zaman boyunca yorulmak nedir bilmeden çalışmalarına devam etti. 1883’te 1 yıl Sibirya’dan ayrılmasına izin verildi. O ise bu yılı yazınsal faaliyetlerini hızlandırmak için bir fırsat haline getirmeye çalıştı. Ancak yazması gene yasaklandı. Gene de birçok konuda yüzlerce makale yazdı. Makalelerin çoğu “Andreyev” adıyla yayınlandı. Diğer çalışmaları ise ölümünden sonra gün ışığına çıktı. Tüm bir dönemin devrimci hareketine yön veren ve hatta o dönem hakkında, “Onun habersiz olduğu ya da yönlendiriciliği dışında tek bir devrimci faaliyet yapılmamıştır” denilen bu büyük fikir adamı ve devrimci, 17 Ekim 1889’da doğduğu kentte yaşama gözlerini






yeralti nehirleri kollektifi

16 Aralık 2009 Çarşamba

Yeralti kollektifi Cemal Süreyya

Şimdi


utançtır tanelenen

sarışın çocukların başaklarında.



Ovadan

gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan

çeviriyor o küçücük güneşimizi.



Taşarak evlerden taraçalardan

gelip sesime yerleşiyor.



Sesimin esnek baldıranı

sesimin alaca baldıranı.



Ve kuşlara doğru

fildişi: rüzgarın tavrı.

Dağ: güneş iskeleti.



Tahta heykeller arasında

denizin yavrusu kocaman
 
Önce acıyla, yoksullukla büyüdük. Sonra terk ettik, evler kuşatıldı, delik deşik edildi düşler; düşleri kurşuna dizilmeyenler sevdiklerini gözaltında yitirdiğini gördüler. İşbirliğini kabul etmedi hiç biri, başka kentlere yolculuk başladı, kamyon kasaları içinde, dağları seyreğiler son kez, ama Karer’i hep sevdiler.




Varlarını yoklarını bırakıp gitmek zordu. Süzüldü gözyaşları, gelincikler, taze buğday kokusu beriler, elveda çocukluğum burada kaldı hep. Gökyüzü, yıldızlar, güneş, küçük pencerem hoşça kal lastik ayakkabılarım. Çerciler siz de hoşça kalın ask



Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış;

Gelmiş ta ağzımın kenarında

Konuşur durur.



Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,

Güverteleri uçtan uca orman;

Aldım çiçeğimi şurama bastım,

Bastım ki yalnızlığımmış.



Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.Cemal Süreyya





Olağan üstü bir gün, terki diyar eyledik bir kamyon kasasında. Ama kalabalık değildik, babam, annem ve biz iki kardeş. Sabah erkenden iki döşek, birkaç yorganla bu kamyon kasasında yola çıktık.



Gün kısa, gece uzundu. Ne geceler huzurlu, ne gündüzleri artık.



Uykularımızı, göz yaşlarımızı akittik bereketli topraklara sığındık, kentlerin varoşlarına. İstanbul, İzmir, Mersin, Ankara’ydı yeni yerleşim alanlarımız. Şimdi toz duman, yoksulluğumuz postallarla ezilmişti, yanmış, harabeye çevrilmiş köklerimiz, hapsedilmiş dağlarımız, köylerimiz.



Erken başlayan sabahların çoğunda didik didik edildi eşyalarımız. Güneş daha yeni gülümserken, bizleri köy meydanında topladılar, elinde kızılcık sopası bulunan, yakasında yıldızı da vardı, etrafa küfür ve tehdit savuruyordu ve tartaklıyordu tüm gençleri. Yaşlılar ve biz çocuklar dona kalmıştık. Çok uzun zamandır gülmeyi unutmuştu bu köy, gözyaşı hiç eksik olmadı. Bu sabah bu meydanda Fadime ananın oğlunu alıp götürdüler, birazdan yanında olur dediler. Yine de direngendi Fatma ana ve Hanifi amca, yüksek ulu Hesarbaba’ya bakarak bir şeyler söylediler, duyamadım.



Her köyün bir saati var ya, ya da günü ve yahut takvimi, zorbalığın takvimi gidin diyorlardı buralardan "şu gün, şu saat, şu an" yoksa?



Toprağa tırnaklarını kanatırcasına geçirerek hayır dediler, dağlarda parlayan günesin ısınları, tank paletleri altında, namluların ucu da olsa terk etmek istemediler. Dağlardan kokan menekşe kokusu, yüzlerinde umut, gözlerini gökyüzüne çevirerek asla dediler.



Ve kursun sesleri, ölenler, yaralananlar, dipçik darbeleriyle kafaları patlatılanlar, çiçekler devrildiler birer birer,toplu göç başladı, ölülerini oracıkta gömerek, yaraları oracıkta sararak sırtlayıp çocukları terk ettiler. Gittiler, yeryüzü Hüseyin’in klamina şahit olacaktı.



Simdi kentlerin yanında göç etmek zorunda bırakılanlar yasamı eğreti barakalarda, umudu saksıda büyütecektiler. Karer ve köyler artık bu kent varoşlarını içten kuşatacaklardı.



Sen sık sık gülen gülerken de

Sevecen bir akdeniz çizgisini

Sol yanına ağzının

İliştiren çocuk özenle

Yabana mı atıyorum yani seni

Yabana mı atıyorum saat altı buçukları

Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını

Değil, değil bunların biri

Gözlerimin gemileri kuş istiyor

Açılıp kapandıkça sevdam

Kapanıp açılıyor bir mavi

Şahmaran süt istiyor kefeninde

Üç aylık ölmüş çocukların

Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber

Ay kana kana batıyor

*Kendi dilinden yasami


*Cemal Süreya 1931'de Pülümür'de(Dersim))doğdu.1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür.Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.




...Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı...Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı...



...ikinci yeni şiirinin en önemli isimlerindendir...geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi...kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı,yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir...



Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:



"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."



ülkü tamer onun için şu dizeleri yazmıştır:



Tanrı Bin birinci gece şairi yarattı, Bin ikinci gece cemal'i,



Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı, Başa döndü sonra, Kadını yeniden yarattı.



yeralti nehirleri kollektifi

14 Aralık 2009 Pazartesi

Yeralti kollektifi Erol Zavar


Ölümü Ektim Randevu Yerine


Beklemekten Ağaç Olsun



Zembereği boşalmış sözcüklerin

Akreple yelkovan öpüşüyor onikide

Bütün ziller vaktinde vuruyor,

tembellik edip gitmeyeceğim

Kusura bakma ölüm

Bugün de gecikeceğim

Sessizlik çökmüş kentin sokaklarına

Martılar uykuya dalmış

Kar bütün izlerini örtmeye hazır

Randevularımıza sadığımdır sektirmem saatini ama bu sefer tembelliğim tuttu, ölüm daha çok beklersin beni…

Şimdi kış ölümün vaktidir derler ve tecrübelerimden bilirim kışın ölene söverler

Kusura bakma ölüm

ben ardımdan sövdürmem

Bu randevuya asla gelmem

Bu şiirin içinden tren de geçebilir

Uçak da

Vapur da

Bütün teknolojik ölüm aletleri de

ama hiç birine binmeyeceğim

Kusura bakma ölüm

gelmeyeceğim



***



Gelecek öyle uçsuz bucaksız duruyor ki

Ve ben ne olacağını merak ederken

hani filmin en güzel sahnesinde

sinemadan çıkar gibi

hayattan çıkıp gidemem

Kusura bakma ölüm

Adın çok soğuk gelemem

Bunca mazeretim varken

yaşama dair,

ölümü aklımdan bile geçirmem

Seviyorum seni hayat

tüm kötü sürprizlerini de

Her gün seninle zindanlarda "zeybek oynuyorum" can yoldaşım.

Geceyi aydınlatan newroz atesi gibi izini,izimizi sürüyorum.Zilan bu ya;nereden gelip,nereye gittiği belli olmayan bir Kelebek gibi, Munzur suyu misali bir süt gibi apak,Abi-Hayat diyor ya Deniz Gezmis iste öylesine.Sonra ışık demetleri, sahilde yakamozlar, seranomi söyler tel örgülerin dışında o asiti kızı
Gözpinarlarim da tarihin zapt edilemez direngenliği, yorgun düsen düşüncelerim nizamiye kapısında voltaya ilesmis bedenim yanınızda.Açılır açılır en umutsuz yerin de kırmızı gül demet demet.

Bir güvercin gibi iceri süzülüyorum,önümde görüş kabini, sonra bayanlar koğuşu, açılır bir bir zülüm kaleleri, hani bir söz var ya Sevgili Erol her söz gerçeklerde gizlidir, yoğunlaşan kalem,yazilan pervane,sansürsüz cümleler ve dizeler.Yakamoz yoldaşça sevişmeler zamanı zindanlar.Doyumsuz heyecan, kelepçeli eller sorguda, bazen elektrik akımları düzenlenir düşlere, akımlar da Zelal ve Asme gelir gözlerimize, Munzur, Gözeler, Hergep, Cewlik Murat suyu ve Dicle sonra Firat seni.
Çözümlemek için üc mum yaktım

biri azadi

biri dixazin

biri asiti

yine biri var ki Erol Zavar.Direncin ve umudun sesleri doldurdu Hergep'te ki ve zindanda ki tarihe,bir anekdot düştü.O sesler havar, havar.Her zaman yanında olacak,sana merhaba diyecek insanlar.merhaba Erol Zavar
Erol Zavar kanser tedavisi dışarıda yapılmalı ve hasta tutuklular serbest bırakılsın. Erbakan'a kiyak, Erol Zavar'lara ölüm reva görülmesin.


yeralti nehirleri kollektifi

13 Aralık 2009 Pazar

Yeralti kollektifi Orhan Veli Kanik



Nazim Hikmet"Söz yok,devrimci sair olmak güzel bir duygu,ben sosyalist sairim der.Disarda
eve bir soguk yagmur sinyali veriyor,belki de sizler nemli hava soluyorsunuz bu saatte.
Grup Yorum,un "Yildizlari Kusandik"cd,sini dinliyorum....



Nazim tüm yasami ve siirlerinde ki pratigide eylemci devrimcidir.Gül,kavga ve sevda
dolu dizeleri Nazim usta ask ve sevdayi kusandirdi siir ve kavgayi sevenlere.
Anadolu siirine,hem bicimsel bir haz,hemde devrimci bir soluk verdi nazim usta.

,Siir ve mücadele duygularla yürütülemezler,gün gelir ici bos geriye sadece duygular kalir.Naim,ede katilmamak imkansiz siir birazda duygudur
ama her sey degildir.

Anlatmak istedigimiz konular,yazacagimiz siirler ayaga kaldirmali herkesi,kavgayi ile gülü
aski ve sevdayi,ölmeyi ve sevmeyi ama kendi topragimiza has olmali.

Siirin kökü kavgadadir"Nevzat Celik mücadele icindeyken metriste bir siir yazmisti ve sevgili
Ahmet Kaya,nin okudugu" ve yurdumuzun Anadolusunda.Pirsultan,dan Seyh Bedreddine,Nesimi.ye
oradan A.Arif,e,Enver Gökceye,Neruda,ya,Can Yücel,e,A.Yücel,e ve Muratgan Mungan,a
Safak Tamer,e

Dogu,dan Bati,ya,Kuzey,den Güney,e ucsuz bucaksiz yayilan topraklara,o topraklar üzerinde
kurulmus medeniyetlere,ve vardiyalarda ki baldiri ciplaklarin düslerine,tersanede ki ölümlerin
alinterine,analarimizin gözyaslarina, tüm dünyadaki sevgili kardeslerimizin ellerine.Insanoglu
hangi dili,hangi renk,te,dinden olursa olsun,yüregimize ve kavgamiza,onun tarzini okumak ve
kavramak biz siir severlerin yolu olmalidir yeralti nehirleri

Bireysel öykümüzü,düslerimizi,sevdalarimi ve kavgalarimizi bir toplumsal varlik olarak görerek
anlatmissa sairler,bu onlarin toplumsal düslerimizi anlatiyor ve umutsuzluk bize yasak olmalidir.

Her sey elestirile bilmelidir,Ayhan yazmaya devam gözüm herkes birakin yazsin ve uslupta
yazarak uyaralim özel mesajlarla hepimiz icin gecerli.
Siir bireyselligi toplumsallik icinde ele alinmalidir,hem yaratacagimiz dil ve tarz Karer,ce ile
insanligi ikna edici olmali.Fatma,nin yazitlarinda bireysel karamsarlik var evet karanliklar ve
geceler var olacaktir ama unutmayalim ki geceleri aydinlatan yildizlarda var,özellikle kutup
yildizi,ozan Ruhi Su söyle demis"Sabahin bir sahibi var"sabahin sahipleri emekcilerdir karanliklari
aydinlatan.
Nazim Usta hem kendinden bahs eden siirler yazmistir,hem milyonlarca emekcilerden,hem
topraktan,hem mapushaneden sevgiliye ,hem ezilenlerin özgürlük düslerini resmetmis dilinde.
Tüm "Geceler firtinasina tutulanlara su satirlar büyük dev adamdan..



Yine kitaplari ve türküleri,bayraklariyla geldiler

dalga dalga aydinlik oldular

yürüdüler karanligin üstüne

Meydanlari zaptettiler yine.



Beyazit,ta sehit düsen

silkinip kalkti kabrinden

ve elinde günes gibi tasiyip

yarasini

yikti Sahmeran,in magarasini.



Daha gün o gün degil,derleyip dürülmesin

bayraklar

Dinleyip,duydugunuz cakallarin ulumasidir.

Saflari siklastirin cocuklar

bu kavga fasizme karsi,bu kavga hürriyet

kavgasidir



Sair,sanatsal yaraticiligini esas aldigi sinifsal karakterde bulur,kendi düsünsel pratiginden süzer ve biz emekcilere yansitir.Tüm sanatlar gibi siir de insanin ic-dünyasina,duyusal dünyasina aittir.Sair ve siir bu anlamiyla emekci,kavgaci,hürriyetci ve direnise davettir bence.



Siir rüyanin ötesinde,duygunu ve intiharin ötesinde toplumsal bir baskaldiridir bunu Pirsultan siirlerinde de görmek mümkün.Mesala Neruda siirlerini fasizme karsi her direniste,barikatta görmek mümkündür.Ispanya
ic savasinda NO PASARAN direnen emekcileri görmek istiyorsak Neruda siirlerinde var.



Baska seylerde var"8 Mayis fasizmin Stalingrad yenilginin adi"Alacakaran
lik siirinde Neruda cok iyi tasfirler
Mayakovski ise imge ve ezginin yaninda,bir sözcügün diger emekci cümlelerle kaynasmasi icin ,ses ve ahenk,uyumu esas almistir.Öyle bir ritim yaratmistir ki devrimci marslara imza atmistir.
Bu akimlardan bir etkilenmeyen ise Garipciler akimidir,bireysel,yanlizlik,kadercilik hep egemendir.Cünkü toplumsal yasamda emekci krakterleri zayiftir.
Iste bir O.Veli siiri ALTINDAG
Biri bir koca görür rüyasında:

Yüz lira maaşlı kibar bir adam.

Evlenir, sedire taşınırlar.

Mektuplar gelir adreslerine:

Şen Yuva Apartmanı, bodrum katı.

Kutu gibi bir dairede otururlar.

Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;

Bulaşıksa kendi bulaşıkları.

Çocukları olur, nur topu gibi;

Elden düşme bir araba satın alınır.

Kızılay Bahçesine gidilir sabahları;

Kumda oynasın diye küçük Yılmaz,

Kibar çocukları gibi.



Hayatı




(13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat‘la birlikte Garip Akımı‘nın kurucularındandır. Şiirde ölçü, uyak ve sanatlı söyleyişlere karşıydı. Orhan Veli, her şeyin şiire konu olabileceğini savunmuştur.



Çocukluğu İstanbul’un Cihangir ve Beykoz semtlerinde geçti. İlkokulu Galatasaray Lisesi‘nde yatılı olarak okudu. Babasının Cumhurbaşkanlığı Bando Şefi olması üzerine dördüncü sınıfta iken ailesi İstanbul‘dan ayrılınca Ankara Gazi Okulu’na geçti ve ertesi sene Ankara Erkek Lisesi’ne başladı.



En yakın arkadaşlarından Oktay Rıfat , Melih Cevdet ile 16 yaşında tanıştı. Bu iki arkadaşıyla birlikte lise yıllarında hazırladığı Sesimiz dergisinde ilk yazılarını yayımladı.



1933 yılında liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’ne başladı. Ancak, 1935 yılında okuldan ayrılarak yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.



Şair, 1936’da Ankara’ya döndü. Askere gidene kadar PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Bu arada ilk şiirlerini 1936 yılı Aralık ayında Varlık Dergisi‘nde Mehmet Ali Sel adı ile yayınladı. 1941’de lise arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını çıkartarak Garip Şiir Akımının öncülerinden oldu. Şiirlerinde yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi.



İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askerlik uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı. Askerlikten döndükten sonra 2 yıl kadar Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortak çeviriler yaptı. Ancak 1947’de bakanlıktaki “antidemokratik hava” nedeniyle Tercüme Bürosu’ndaki görevinden istifa etti.



Mehmet Ali Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını şiirsel bir dille Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca öykülerini de şiire dönüştürdü.



1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan Yaprak dergisini çıkarmaya başladı. 28 sayıyı tamamen kendi çabası ile çıkardı. 15 Haziran 1950‘ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara’dan ayrılıp, İstanbul’a döndü.



1950 sonbaharında, bir haftalığına geldiği Ankara’da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura kafa üstü düşerek yaralandı. İstanbul‘a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi‘nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü. Ölümü, Türkiye’de o güne kadar hiçbir şairin ölümünde görülmemiş bir yankı buldu. Orhan Veli Kanık geniş katılımlı bir cenaze töreninin ardından Rumelihisarı Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.







yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti nehirleri kollektifi Safak Tamer


Safak Tamer siirleri alkolizm,umutsuzluk degil emekci vardiyalara sesleniyor,o siirlerin de gercek yasamlar ve olaylardan


özgürlük düsleri kuruyor.



Safak Tamer;alinteri,göz nuru,tersane havtalarinda,deri havzalarinda,iskence de,kampüslerde,daglardan seslenir,umudun

menekselerini,acelyalarini,newrozlarini,techirleri naksediyor siirlerinde.



Kimi kez iskencede,kimi kez sehpada,kimi kez barikat baslarinda,kim kez kürt halkinin zilgitlarinda,kimi kez kalbinin tam

orta yerinde haykirir



Sarabi bir tat var gecede

usul usul yudumluyoruz

kapimizi caliyor deniz

coskuyla kucaklasiyoruz

diyor ki ;

yüreklerimiz daha engin be cocuklar

ucsuz maviliklerden

utangac gülümsüyoruz



Neoliberal kapitalizm kosullarinda bireyin diz cökmesi,bireyi anlatan roman nasil satilmissa,romanin simgesi paraysa,siirin

alanida daraltilmistir der sair.Günümüz siiri inancsizligi,rantciligi,umutsuzlugu,hiclesmeyi siiridir.12 Eylül siirleridir kast ettigim,



Ama direnenlerde var, kendini his ettirir,saksida boy verir,basaklasir safaklar Nazim,H.Hüseyin,A.Arif,Neruda,N.Siyahikan,E.Gökce

vd.gibi.Ama emekci sairleri gibi,onun direnmesinde gizli safaklar.Su dizeler gibi



Cikagelirsiniz

sarsiliriz

cehennem mezarlarda depremlerle

cikagelirsiniz

aralanir gecenin perdesi

firari dügünler kurulur ellerimize

cikagelirsiniz

savrulur harmani acilarin

okyonuslar dolusur gönlümüze

cakagelirsiniz

halay tadi gözlerinizle

sesimizi sunariz size



Bir hergep direnisidir yeniden sahlanan,böyle anlasilmalidir Safak Tamer'in siirleri.Cocuklara sorun beni/yarali kuslara/zindan

avlularinda duyun sesimizi/direncli fabrikalardan/barikat boylarindan/az sonra ölecekmisiz gibi/bin ömür yasadik biz/ve üstelik/

az sonra ölecekmisiz ne gam/varsin hüznü damitsin yildizlar demis sair.



Direngecli,umutlu ve devrimcidir gelecege dair söyledikleri safakca,acili ve sancilidir yarinlara yürüyüs sapina kadar der

Iskencelerden,zindanlardan,mezarliklardan gecmektedir

isyana duranlarin yolu

ama umut daima vardir

yarali bir kusun türküsünde

göcüge tutsak madencinin yüreginde

umut daima vardir umut

mavi bir isik demetiri der sair.umut daima vardir



Safak Tamer devrimci bir tutukludur,kavganin sairidir o,F tipidir safak vakti carmiha gerilen ve o kavga neferidir

hergeptir o yüreklerimizi isyana sürükleyen.



Saatim yoktu bu yil

telasli bir yildizdan duydum

vaktin yeni yil mustuladigini

iki sicak damla

koca bir caglayana dönüstü kalbim

siire kostum

ölmüsüm meger susuzluktan sonra....



Ve Safak Tamer bu iste simdi kelepceli bir tutkudur F tipi hücrelerin de.

11 Aralık 2009 Cuma

yeralti kollektifi Muratgan Mungan




Mahmud ile Yezida birbirine düşman iki köyün; Müslüman ve Yezidi köylerinin gençleridir. İki genç evlenmek için umutsuzca çareler arar. Mahmud dilek ağacının yanında, Yezida’nın saçlarına kırk gün boyunca birer tane örgü vuracaktır; kırkıncı gün kırkıncı örük tamamlanır. Yezida Mahmud’a kaçmaya ikna olmuştur en sonunda. Bu arada Müslüman köyün ağası devletin yeni çıkardığı toprak reformundan etkilenmemek için Yezidi köyünün arka tarafındaki bataklığı kurutup, tarla yapmaya karar verir. Yezidilerin tepki göstermemesi için Yezidi köyünün dairelenmesine karar verilir. Böylece Yezidi geleneklerine göre, çizilen daireden çıkamayacak olan Yezidi halkı müdahale edemeyecektir.

Köy dairelenir; Yezidi halkı yastadır. Bu arada Mahmud’un köyün ileri gelenlerinden biri olan Teyfo Ağanın kızıyla evlenmesini ister köyün ağası Havvas Ağa. Bu isteği Teyfo Ağanın toprak talebinde bulunmaması içindir, çünkü Teyfo Ağa’nın kızı Güllüşah, Mahmud’a deli gibi aşıktır, uğruna kendini asmaya bile kalkmıştır ve Mahmud’un ağabeyi, Havvas Ağa’nın yeğeniyle evlenmiştir. Havvas Ağa çıkarları için, Mahmud’un ailesine çıkışır. Fakat Mahmud bu evliliği kabul etmez, karşı çıkar. Daha sonra Yezidi köyünün etrafındaki daire silinir ve Yezidilerden bir tepki beklenir. Bu arada Mahmut Yezidi köyünde görülmüştür, dilek ağacına yeşil mendil bağlarken. Yezidiler tarafından öldürülmüş, ağaca yeşil mendil bağlayan eli kesilmiş, köye hudut yapılmıştır.

Irmağın kenarında dolaşırken Yezida, sevgilisinin kesik eliyle karşılaşır. Çıldırır, kendini parçalar. Ölüm dairesini çizer ve kendini hapseder. Annesi Raşa Ana gelir.

RAŞA- Nasıl bir sevdalık hakkıdır ki, ölümle ödenir Yezida?
YEZİDA- Bu nasıl törelerdir ki sevdayı ölümle ödetir aney?



Bu saatlerde hep siirlere yolculuk yaparim.Rahatlatirir düsündürür ve
yazdirir.Munganin daha önce beni etkileyen Mahmud ve Yezida ile Hüseyin
Demircioglunun Ölüm Orucu arasinda ki o ölüm cemberini daha iyi anladim
diyebiliri.mistik,ruhban,isyan motifleri var siirlerine,insana dairlerinde iste
Kum saati,den sectigim bir siir,umarim begenirsiniz.

üc yol yan yanadir
ne yana düser kan kalesi
kimin rivayetiyle yürür simdi
mezapotamyanin belleginde
hep diri duran
kesikbas
hikayesi

ömrü yetmez anlatanin
ya susar,ya susar
yeniden basladigi yerde
gecilmis uzun yollar

her destanin cogalmis bacaklari
ey alinmis yollara iz birakanlar
cöl sirtinda kendi ufkuna vakif olanlar
Yusuf,un kuyusu kalbinde idi.

Murathan Mungan, 2l Nisan 1955’te Istanbul’da doğdu.






Çocukluğu ve ilk gençlik yılları, memleketi olan Mardin’de geçti. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü’nü bitirdi. Aynı bölümde “master”ını tamamladı.

Ankara’da Devlet Tiyatroları’nda ve Istanbul’da Şehir Tiyatroları’nda “Dramaturg” olarak çalıştı. 1987’de günlük gazete olarak yayımlanan Söz gazetesinde,“Kültür-Sanat Sayfası” editörlüğü yaptı.

1988’ten beri serbest yazar olarak çalışmakta ve halen Istanbul’da yaşamaktadı

yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti kollektifi Federico Garcia Lorca


Ölümle başbaşa yürürken görüldü o


Korkmadan tırpanından

-Gene de kuleden kuleye güneş

Çekiçler örsde.

örsde,

demirci ocaklarının örsünde.

Konuşuyordu Federico

Okşayarak, ölümle.Ölüm dinliyordu onu.

'Daha dün mısralarımda canyoldaşım,

Kuru avuçların şaklıyordu senin

Daha dün mısralarımda,

Daha dün kırağını verdin şarkıma

Ve ağlatı'ma gümüş tırpanının keskinliğini,

Seni şakıyacağım, sende artık kalmayan eti,

olmayan gözlerini,

Rüzgarın dağıttığı saçlarını şakıyacağım

O öpülen kırmızı dudaklarını..

Ölüm, güzel çingenem, ölümümsün dün de bu gün de,

Ah! Ne kadar rahatım seninle başbaşa,

İçime çekerken Gırnata'nın havasını,

Benim Gırnata'mın! '




1936,da Ispanya,ya zorla girdi fasistler/Ispanyanin kizil gülleri/36 Temmuz


ayinda ic savas basladi.Bu sirada Lorca Grenada,dir.bu kent fasizmin ilk ele

gecirdigi kent olur.Tehlike canlari baslamis,canlar calmistir.Lorca tehlikededir.

Dostu sair Luis Rosales,in evine siginir.16 Agustosta bir ihbar sonucu eve

yapilan baskinla gözaltina alinir.Sucu Sovyet devrimine yardim ve yatakliktir.

Fasizm ona sunu söyler baskalarinin silahla yaptigini sen kaleminle yaptin.

Iki ve yahut üc gece gözaltinda kalir kalir büyük usta Lorca.

19 Agustos gecesi yanina bir ögretmen,iki devrimci boga gürescisiyle,

Sierra eteginde ki Viznar köyüne götürürler,sabaha dogru kursuna dizilirler.

Bir su pinarinin yanina diger öldürülenlerle beraber gömülürler.

1898,de Graneda dogdu,Graneda Franko fasizmi tarafindan katledildi

Federico Garcia Lorca ölümü siirleri gibi kavga ve isyan yüklüdür.



Bir tek kahraman var

oda aci

bir yaz gecesi kadar koyu ve ucsuz bucaksiz

Ah cingeneler kenti

Her yaninda bayraklar

söndür yesil isiklarini

korucular geliyor

Ah cingenelerin kenti

kim görürde unutur seni

Kosuyor kizlar peslerinde sac örgüleri

Karar baruttan güllerin patladigi havaya dogru

Ah cingenelerin kenti

uzaklasiyor korucular

bir sessizlik tünelinden

atesler sararken seni

seni anlimda arasinlar

Kim tanir unutur seni

seni anlimda arasinlar

......

Suladi sesin yüregimin kumulunu

su sirin tahta kulübede

cicek acti bahar güneyinde ayaklarimin

akti icime o tatli uzak ses

o tatli ses tazeledi beni

tatli uzak boguk ses

karanlik yarali bir geyik kadar uzak

ve karada bir hickirik kadar tatli

tatli ve uzakta,iliklerimde der bize ask tadinda lorca.


yeralti nehirleri kollektifi

10 Aralık 2009 Perşembe

Yeralti kollektifi Gülsüm Cengiz Akyüz






Döne döne yağıyor kar,


usta bir ressam gibi sallayarak fırçasını.

Örtüyor sokakları, çıplak ağaç dallarını.

Yoksulluğunu çatıların,

insanları —köşebaşlarında çaresiz—

çocukları, üşüyen serçeleri dallarda

—örtüyor—

Bir masal görüntüsünde.



Döne döne yağıyor kar,

katarak önüne erkenci çiçekleri

iniyor bir dostun mezarının üstüne

—öleli bir yıl oldu—



Döne döne yağıyor kar,

kırbaç gibi patlayarak yüzlerde.

Bir serçeyi boğazlıyor

bir yerlerde birileri.

—sıkışıyor yüreğim—



Döne döne yağıyor kar,

bitmemiş şiir gibi

sıkarak yüreğimi.

Birisi ağlıyor uzaklarda,

dinleyerek öyküsünü

karda asılmış bir genç kızın.
Borcum var insanlara,tanidik tanimadik


borcum saymakla bitmez,diye yazmis sair,disarda firtina ve yagmur elele tutusmus,

camlarimi islikliyor,vardiya paydosa düstügünde bu saatlerde.

Sairinin kendisini borclu hissederek yazmasi bana Dörtleri Gecesi adli okudugum kitabi

animsatti Kemal Pir,adli devrimci Diyerbakir zindanlarinda sehit düsmeden vasiyet etmis olur

ya bir gün aranizdan ayrilirsam Mezar tasima borclu diye yazarsiniz.Bu dizeler de,bu sözler

yabanci gelmiyor bilgi hazneme.

Cünkü halka inanc ve baglilik ile sadakat böyle bir borcun altina girenleri saiiri Gülsüm

Akyüz dogal olmanin ötesinde devrimci bir düsünüs pratiginin teorik önermesini yansitmis

sözleriyle.Siir ve yasam ölüm diyalektigimizdir,basucu isyanlari,barikat düsleri,gemileri

bir baska dünya,ya sürme sürüvenidir devrimci sair ve siirler

El yordamiyla yürüyorum alacakaranlikta

bir elimde aci,bir elimde umut

yani basimda sevgi,

inancin isigi önümde lamba

Havada barut kokusu

tüyleri kan icinde sercenin

karda kanli ayak izleri

avcilar iz pesinde,derken 12 Eylül siyah ve gri,den dersler verir bize,idamlar,ihanet,kan,gözyasi ve ölüm

tüm bulara karsi Umut,da var der,sevgi,lamba,isik ve direnenlerden bahseder Gülsüm Akyüz.

Simsiyahkaranlik bir ortamda devrimin izini süren insanlarda var,her zaman.Bu direnc gülleri

karanliga isik demetleridir.

DGM,de bir aksam üstü

tel örgünün bir yaninda sen

bir yaninda ben

Bir durusma sonrasi

cezaevi arabasini beklerken

paylasiyoruz tutsakligi

arkasini dönüyor asker

asip tüfegini ucuna

o nizami suratini der Sevdamiz Ciceklenir Zula,daki siirinde 12 Eylül karanligini resmeder

hayata.Kayip cocuklari,idama celme atanlari,tutsak asiklari ve karanligin bilimeyen

atesböceklerini anlatir bana

Aksamdi

iniyordu hüzün

siirin kapilarini zorlayarak

iceride bir ogul-kiz

disarida binlerce ana vardi..diyen devrimci yeralti nehirlerinin devrimci sairi Eylül karanligina öfke kusanir....


Gülsüm Cengiz [Akyüz], 1949 -

Isparta'ya bağlı Sütçüler'de dogdu. istanbul ilköğretmen Okulu'nu bitirdi. 14 yıl süreyle İstanbul ve Balıkesir'de Öğretmenler yaptı. Daha sonra bu görevinden ayrılarak yayıncılıkla uğraştı. Çeşitli ansiklopedilerde Editörlük ve sonra yönetmenlikten Demet Yayıncılık'ı kurdu. Ardından Çeşitli gazete ve dergilerde çocuk Yayınları Editörlüğü, radyo programcılığı ve Çocuk Sayfası Aziz yaptı.

Kuşlar Kralı Kim Olacak (1990 ile) adlı eseriyle Sıtkı Dost Çocuk Edebiyatı mansiyonu, Makas Kesmez iğne Dikmez Olmasa Ellerimiz (1997) TOBAV Çankaya Belediyesi ödüllerini, AYŞE'NİN Günleri (1993) ile de Almanya'nın Mainz kentinde "Sıradışılık Ödülü" nü vs kazandı.



yeralti nehrileri kollektifi





Yeralti kollektifi Can Yücel

Sevdan içimde ki belki umuttur/ Kelepçe vurulmayan pranga ayaklarda dirençtir bu Saksida boy vermeye aday yüreğimin gözeneklerinde Hırçın magma dizginsiz bir bir bir fular molotof asi asi bir kardelen sakladığım zulada Newroz umuttur göğe bakan sairin kutup yıldızıdır, zindanda bölüştüğü HAYATTIR voltada sürgün vatandır Kelepçeli bir dili gibi Yasaklı Kırlangıç yeniden umut umut örendir karanlığı Aydınlığa özlemdir Dağlara soylenen türkü Başasagi GÖKÇE bir bir güvercindir ömrümüz vurulmayı bekleyen ,dize dize yasam hayat umut Azadi hasretle gelecek belki de bu göğe bakandır aksam yarın öbür gün sabah gün yine ondan sonra ki dus ile özlemdir yüreğimde sakladığım dize dize fidandır vermek Düşleri hala göğe  bakarak
saklayanlara ...




Sararıp dökülmeden önce kızaran yapraklar ki onlar

Şan Verdil ortalığa bütün bir sonbahar



Mevsim dönüp de yeniden yeşermeğe başlayınca rüzgar

O Çıplaklığında atın yine onlar koşacaklar

O çocuklar

O yapraklar

O Sarabi eşkiyalar



Onlar da benim olmasa Gayrı kimim var  demis Can baba.

Şair Can Yücel, 1926 yılında İstanbul`da doğdu. Türkiye'nin ilk Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel'in oğlu olan Can Yücel, orta öğrenimini Ankara Erkek Lisesi'nde tamamladıktan sonra, Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Klasik Filoloji Bölümü'nde okudu. İngiltere'de Cambridge Üniversitesi`nde eğitimini sürdüren Yücel, bir süre Londra`da BBC Radyosu`nda çalıştı.



Türkiye`ye dönüşünde Bodrum`da turist rehberliği yapan Yücel, daha sonra İstanbul`a yerleşti ve bağımsız çevirmen olarak yaşamını sürdürdü.



Can Yücel, 1945-1965 yılları arasında "Yenilikler", "Beraber", "Seçilmiş Hikayeler", "Dost", "Sosyal Adalet", "Şiir Sanatı", "Dönem", "Yöne", "Ant", "İmece", "Papirus" adlı dergilerde yazdı. "Yeni Dergi", "Birikim", "Sanat Emeği", "Yazko Edebiyat" ve "Yeni Düşün" dergilerinde yayımladığı şiir, yazı ve çeviri şiirleri ile tanınan Yücel, 1965`ten sonra siyasal konularda da ürün verdi.



İlk şiirlerini 1950 yılında "Yazma" adlı kitapta toplayan Can Yücel, "toplumsal sorunların yarattığı izlenimlerin ağırlığından kurtulmak istermiş gibi" kimi taşlama, kimi bıçak ile işleyen duyarlılığın ağır bastığı şiirlerinde, yalın dili ve buluşları ile dikkati çekti.

Baglanmayacaksin bir seye, öyle körü körüne.


"O olmazsa yasayamam." demeyeceksin.

Demeyeceksin iste.

Yaşarsın çünkü.

Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.

Çok sevmeyeceksin mesela. O daha az severse kırılırsın.





Ve zaten genellikle o daha az sever seni, Senin o'nu sevdiğinden.

Çok sevmezsen, çok acımazsın.

Çok sahiplenmeyince, çok ait de olmazsın hem.

Çalıştıgın binayi, masanı, telefonunu, kartvizitini...

Hatta elini ayağıni bile çok sahiplenmeyeceksin.

Senin değillermis gibi davranacaksin.

Hem hiçbir seyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.

Onlarsız da yasayabilirmissin gibi davranacaksin.

Çok esyan olmayacak mesela evinde.

Paldır küldür yürüyebileceksin.

ille de bir seyleri sahipleneceksen,

Çatılarin gökyüzüyle birlestigi yerleri sahipleneceksin.

Gökyüzünü sahipleneceksin,

Günesi, ayı, yıldızları...

Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.

"O benim." diyeceksin.

Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir seylerin...

Mesela gökkusağı senin olacak.

İlle de bir seye ait olacaksan, renklere ait olacaksın.

Mesela turuncuya, yada pembeye.

Ya da cennete ait olacaksın.

Çok sahiplenmeden,

Çok ait olmadan yaşayacaksın.

Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmis gibi, Hem de

hep senin kalacakmıs gibi hayat.

ilişik yasayacaksin. Ucundan tutarak


yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti kollektifi Jan Paul Sartre


Sömürgecilik Bir Sistemdir Jan Paul Sartre


Reseau Jeanson üyelerine karsi askeri mahkemede acilmis bulunan davada sanik ve

avukatlarin desteklemesi amaciyla 121 yazar ile sanatci,oyuncu,gazeteci ve ögretim üyeleri

tarihe "121,ler manifestosu"adiyla bilinen 1960 tarihli bu önemli kitabi Karer.info okuyucularini

sömürgeci rejimin aydinlarinin Fransiz burjuvazine karsi verdikleri amansiz mücadeleyi ve bedeli

anlatiyor bu Hepimiz Katiliz belgesi yazari ise caniyla basiyla,ac ve issiz kalarak Cezayir halkina

destek veren Jean Paul Sartre.

Ilginctir bu 121 kisiye kimliklerine bakilmadan calisma yasagi,seyahat kisitlamasi,memur olanlar

ise islerinden atildilar müthis bir bedelin basegmez kahramanlari.

Sömürgeci savas cigirtkanliginin yükseldigi ülkemizde aydin tavrinin nasil olmasi gerektigini

ve bu ugurda bedelin nasil ödenildigi anlatir,bu bizim gercek namuslu aydinlarimizi dista tutuyorum.

***

Fransa,da son derece (1960) önemli bir hareket gelisiyor.Cezayir ic savasi,nda yeni bir dönüm

noktasi,bizi bizi alti yildan beri sürmekte olan krizi unutmaya degil,görmeye ittigi bir anda,Fransiz ve

uluslararasi komuoyunu daha iyi bilgilendirmeye ihtiyac var(bizim aydinlar böyle yapmadilar hic)

yada kendimizi zorunlu hissediyoruz.

Giderek Cezayir isgaline ve savasa katilmayi redden ve Cezayir halkiyla dayanismayi gelistiren

her kesime sorusturma aciliyor,ya haps oluyor ,yada mahkum veyahut isten atiliyor.Bu amaclari

karsi tarafca tahrif edilen yada aslinda görevleri bu insanlari savunmak olanlarca durum masum

gösterilmeye calisildigi icin,genelde anlasmamaktadirlar.

Ne var ki iktidara karsi olan bu direnisin saygiya deger oldugunu ifade etmek yetmez.Onurlari

ve gercege iliskin düsünceleriyle hareket eden insanlarin protestosu olarak gündeme gelen bu

direnis,icinde varolandugu kosularin ötesine gecen ve olaylarin baslangic noktasi ne olursa

olsun,yeniden ele alinmasi gereken bir öneme sahiptir.

****

Cezayir,liler acisindan,askeri,diplomatik araclarla sürdürülen savas,ta kesinlikle cift anlamlilik

söz konusu degildir.Bu bir Ulusal Bagimsizlik Savasidir.Pe ki bu savas.Fransizlar icin ne anlam

ifade ediyor.Yabanci bir ülkeye karsi yürütülen bu isgal hareketi olarak görür aydinlar.

Daha da ötesi bu savasi ve isgali yürütülürken Fransa herhangi bir tehdit altinda degildir.

Fransiz olmamak icin savasiyorlar.

Bu safasin bir Fetih savasi,üstelik irkciligin eslik ettigi emperyalist isgal oldugunuda söylemek

yetmez diyorlar aydinlar.Cünkü her isgal ve savas hareketi yasasi geregi böyledir.

"Gercekte devlet,temel bir tecavüzü ifade eden bu isgal karariyla,en temel insanlik

onurunu ayaklar altina almistir.topraklari isgal edilen halklarin direnmesi mesrudur derler

Fransiz aydinlari(bizimkiler böyle demezler)kendisine karsi gelenleri polisiye ve komplolarla

temizlik hareketine girisir Kontgerilla yöntemleri Cezayirde cok kullanildi,bizde ki gibi

*****

*Bizler Cezayir halkina karsi silah kullanmayi reddedenlerin tavirina saygi duyuyor ve tavri hakli

buluyoruz.

**Bizler ezilen Cezayir,lilere,Fransiz halki adina yardim ve destek sunan Fransizlarin tutumunu

saygiyla karsiliyor ve hakli buluyoruz.

*** Sömürgeci sistemin yokedilmesine katkida bulunan Cezayir halkinin davasi,

bütün özgür insanlarin davasidir..Imzalar yüzyirmibir kisi.

Hepimiz Katiliz..der  Sartre bir yeralti nehiri gibi temizlenir sah damari VAROLUSCULUKTUR hayati
 
Babasını ufak yaşta yitiren Sartre, annesinin ailesinin yanında büyüdü. Olgunluk sınavını Louis le Grand Lisesi'nde verdi. Daha sonraki eğitimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve 1928'de Simone de Beauvoir'la tanıştı. II. Dünya Savaşı sırasında Almanlar tarafından hapse atılmasının sonrasında Direniş hareketine katıldı. Sinekler adlı ünlü oyunu bu koşullarda yazıldı ve sahnelendi. Aynı sekilde, Varlık ve Hiçlik adlı kendi felsefesini açıkladığı ünlü yapıtı da bu sırada yazıldı.( 1943 )




1945 yılında öğretmenliği bıraktı ve " Les Temps Modernes " adlı edebi-politik dergiyi çıkarmaya başladı. Kitaplarının neredeyse tümü edebi ve politik sorunları işleyen kuramsal metinler olarak şekillendi. Sartre, savaş sonrası dönemde ise özellikle politik etkinlikleriyle öne çıkmaya başladı. Soğuk savaş dönemi boyunca birçok eleştirisine rağmen Sovyetler Birliği'ni desteklemiş, Fransa'nın Cezayir'e karşı yürüttüğü savaşa karşı çıkmıştır. Çıkardığı dergi, bu bağlamda yoğun bir etkinlik göstermiştir.



Sartre, 1964 yılında kendisine verilmek istenen Nobel Ödülünü geri çevirmiştir. Bunun hem yapıtlarına hem de politik konumuna zarar verecegini düşünmüştür. " 121'lerin Bildirgesi " olarak bilinen bildirgeyi imzalamış ve 1961-1962 yılındaki büyük gösterilere katılmıştır. Ayrıca, 1966-67 yılları arasında Vietnam Savaşı'nda meydana gelen katliamları sorgulamak üzere kurulmuş olan Russel Mahkemesi'nin de başkanlığını yapmıştır. Politik etkinlikleri giderek yoğunlaşmış ve kendi iç-dönüşümleriyle birlikte şekillenmiştir. 1968 olayları Sartre'ın kendi fikirlerini ve geleneksel entelektüel konumlarını da sorguladığı bir dönem olmuştur. Sovyetler'in Prag'a müdahalesinin ve Fransa'daki öğrenci hareketlerinin üzerine, teorik politik alanı yeniden değerlendirmeye başlamış, 1973'te Liberation'u kurmuştur.



1974 yılında Sartre'ın gözleri büyük oranda görmez oldu. Bu nedenle politik etkinlikleri yavaşladı, ancak her zaman yine de Batı'nın Doğu üzerindeki baskılarına karşı etkinliklerde bulundu ve insan hakları konusunda her zaman duyarlı oldu. Bu tutumuyla, Aydınların yeri ve rolü konusunda hem teorik hem de pratik bir örnek oluşturdu.


yeralti nehirleri kollektifi

9 Aralık 2009 Çarşamba

Yeralti kollektifi Behcet Aysan


kırgınım, saçılmış


bir nar gibiyim



sessiz akan bir ırmağım

geceden

git dersen giderim

kal dersen kalırım  yeralti nehirleri....

Seni düsündügümde her Temmuz'da,bahar cicek sagiyor gökyüzüne.


Garip bir sucluluk,eziklik durumu yasiyorum,yüregim öfke akitiyor beynime.



O sicak kavurucu Temmuz ayi,umut yüklü siirlerin geliyor aklima,bu Temmuz aksaminda.



kirginim,sacilmis

sesiz akan bir irmagim

geceden

git dersen giderim

kal dersen kalirim



Anadolu halklarinin iradesinin Siwas'ta atese verildigi,umutsuzlugun dal budak salinmasi

icin Ergenekoncular yine is basindaydilar,tipki Dersim,Kocgiri,Agri,Maras,Corum,Malatya,

Madimak,Gazi,1 Mayis,Kizildere,Halepce,16 Mart,1915'te oldugu gibi Anadolu halklar mezarligina

dönüstürüldü.



Ve senin sesin Madimak'ta koynunda semah dönüyordu,tereddütsüzdün,ateste bir rüzgar gibi

okudun siirlerini yanan o merdiven basinda.



söylenmemis

sahipsiz bir sarkiyim



belki

sararmis

eski bir resimde kalan

belki esmer bir cocugun dilinde



Belki duygusalligimin sürgünde verdigi cümlelerdir bu yazdiklarim sevgili Behcet Aysan can.Kusura

bakmayacagini ve beni,benim gibileri anlayacagini cok iyi biliyorum.



bütün derinlikler sig

sözcüklerin hepsi igreti

degisen bir sey yok hic

ölüm haric



ayni gökyüzü

ayni keder

yagmura durayim



Ve her Temmuz ikisinde aralayacagiz penceremizi,umudu,direnc yüklü siirlerin yolumuzu aydinlatacak.

Bir kez daha alacagiz atesten haberini,okudukca siirlerini.

Kavgayi,omuz omuza siir okumayi,slogan atacagiz güzellemelerle.



Yani sevgili Behcet Aysan umud büyüyor hala,yavas yavas olsada,arka sokaklara kacanlar olsada,ahkam

kesenler olsada,baris,evrensel insan haklarindan tv'lerden yapsalarda köhne beyinsiz düslerinde

umud ateste semahla gelecek.



Yani devrim tüm sokaklara umud tasiyor hala,pusuda olanlar bunu anlayamazlar,sahte edebiyatcilar ise

asla,onlar mirasinizi yiyiyorlar can cekiserek,yani sen her Temmuzda devrimi yeniden örüyorsun.üretiyorsun,

onlar tükeniyorlar.



Cicek sagiyorsun gökyüzünden,yeryüzüne bir Temmuz gibi,atesi koynunda sakliyorsun.





Ve sana söz veriyoruz,her bahar cicekler sokaklarda bahari resmedecekler kipkizil.emekci Anadolu cocuklari

her renkten.



Ta ki her yer umud,her yer siir kesinceye dek.



Yani o büyük sürüvenci Özgürlük ariyor senin gibi Behcet Aysan Hewal.merhaba Temmuzca


yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti kollektifi Maksim Gorki ve Sanat


Sanat ve edeiyat siniflar mücadelesinin ideolojik argumanlarindan enönemli bir aracidir.Ezen sömüren siniflarin cikarlarina hizmet ederek


gerici-irkci bir niteligede bürünebilir,bürünürde.Ya da ezilen halklarin sömürüsüz bir dünya özlemi yaratma pratigine de hizmet ederek,

halklarin mücadelesine devrimci bir nitelikte kazandirir.



Ancak kapitalist-emperyalist bu toplumda ki üretim iliskilerine sinifsal duruslarina denk düsen bir niteliktir.Egemen erk burjuvazi asirlardir

sanat ve edebiyatin siniflar üstü oldugunu,yansiz ve tarafsiz oldugu palavrasini yaymistir.Bu sadece sömürücü erk olarak iktidarini

elinde bulunduran burjuvazinin kendi kar dürtüsünü ezilen milyonlara meshurlastirmak durumu bir kadercilik gibi kabüllenmelerini saglamak

kendi sinifsal ahlaklarini"ahlaksizliklari-ni mesru kilmak icindir.Her toplumsal devinimde bu hep böyle olmustur,ama sosyalist toplum da

haric.



Her seyden önce sunu belirtmeliyim ki tarafsiz edebiyat ve sanat olamaz.Her sinif kendi sanatini-edebiyatini,aydinini ve kültürünü yaratir.

Ancak belli bir cagda devrimci düsüncelerin var olabilmesi icin devrimci bir sinifin varligi sarttir.Tarihin tüm dönemlerinde ki toplumlarda

her sinif kendi kültürünü-edebiyatini yaratmistir.Cagimiz emperyalist-kapitalist caginda devrimci sinif isci sinifidir.Neden cünkü ileriye

dönük,gelisen tek sinif olma özelligini kazanir.Bu pencereden yani ezilenlerin durusundan bakarsak edebiyatin,devrimci edebiyatin sinif

mücadelesinde önemli bir silah oldugunu rahatlikla görebiliriz.



Sosyalist proleterya acisindan edebiyat,bireyler ya da topluluklar icin bir zenginlesme araci olmamalidir,diyemeyiz sadece;

edebiyat isci sinifinin genel davasindan bagimsiz,bireysel bir girisim olamaz sadece.Edebiyat proletaryanin genel

devrimci davasinin bir parcasi haline gelmeli,bütün proleteryanin politik olarak bilincli bütün öncüleri tarafindan harakete

gecirilen o tek ve büyük sosyalist iktidar mücadelesinin bir vidasi ve carki olmalidir der...Parti Edebiyati.Lenin



Ezilenlerin tarihi edebiyatcilara,böyle ezilenlerin safinda mücadele edenlere,yasamiyla,kavgasiyla,fedakarligiyla,örgütlü durusuyla,

proleteryanin sanati-edebiyati anlasiyisiyla bir proleter emekciden bahsediyorum;Maksim Gorki,kendiside bizim gibi emegi ile gecinen,

ayni zaman da parti iscisi olan Gorki,asla kendi sinifindan uzaklasmamis,daima ezilenlerin mücadelesine devrimci aydin durusuyla

hizmet etmis ve eserler yaratmistir.



"Bir cocugumuzun yetismesine dogrudan katkida bulundu Gorki.Bütün hepimizin hocasiydi O .der Stalin.



Ilk okumaya baslaginda emekci Gorki duygularini söyle ifade eder."Kitaplari önüme serdigi dünyanin tinsel zenginligi ve yenilikleriyle sevincten basim dönmüstü önceleri.Onlarin bana insanlardan daha yakin,daha ilginc,daha yararli oldugunu sandim;

yanilmiyorsam yasamin gerceklerine kitaplarin penceresinden bakmak gözlerimi kamastirmis,körlestirmisti beni.Ancak

ögretmenlerin en akillisi ve en ögreticisi olan yasam,benim o körlügümü gider di "der



Ilk okumaya basladiginda kendi kücük penceresinin disinda da dünyanin kocaman bir penceresi oldugunu kefsetti.Her kitabi

bitirdiginde icinde bulundugu yasami daha iyi analiz ederek bunlari aktarmaya karar verir.Özellikle isci sinifinin bilimcileri,akdemisyenleri

yazar ve aydinlari olup olmadigini aratirmaya baslar.Bu örnekten yola cikarak kendine güvenini arttirir ve marksizme egilimi

artarak gelisir.1899 yilinda ilk romani olan "isyanci"yla dünya capinda ün salar ve pesi sira"ayaktakimi arasinda" ve "kücük

burjuvalar" yazar ve ilk romaninda isyancilar yani ayak takimi ayaklanir ve Gorki 1905'te tutuklanir.



Iste tamda bu dönemde hepimizin tutkuyla okudugu o bas yapit olan"ANA"yi yazar.Devrimci edebiyatin ölümsüz eserini

yazdigi o günlerde Lenin'le iliski kurar ve bu iliski daha sonraki sürecte bir yoldasligiga dönüsecektir.



1913-23 yillari arasinda kendi biyografik hikayesini anlattigi ünlü eserleri,Cocuklugum,Ekmegimi Kazanirken;Kitaplarin da kendi yasami

gibi Rus yoksullarinin calisma ve yasam kosullarini,mücadelesini anlatir.



1921-28 yillari arasinda sagligi nedeniyle Italya'ya bilincli gönderilir ve orada kalir.Son yillarini ise devrimci yazarlar yetistirmeye

adar.



Kendisini bir emekci olarak tanimlayan Gorki tüm yasami ve mücadelesi boyunca isci sinifini iktidarlari yürüttügü ayaktakimi

ile birlikte yerini alir.Isci ve örgütlü bir aydin olmasi,edebiyatci-sanatci kimliginde her zaman isci sinifinin sorunlarini konusunda

izlememiz gereken ender aydinlardan biridir de Gorki.Edebiyat ve devrimci sanat yasaminda kim aydin,kim degili kavramamiz

icin eserlerini yeniden incelememiz gerekli.



Egemen siniflar burjuva ideolojisini kapitalis-emperyalist-sömürgeci toplumda egitim-kültür ve yasamimizin her alaninda da hakimiyetini

sürdürüyor.Burjuvazinin ve sömürgecilerin egemenligini sadece zora dayanarak yapmaz,daha etkili olan bu idelojik etkiye dayanarak

sürdürür.Emekci aydinlarin kültür-sanat alaninda ki eserleri kapitalist-emperyalist-fasist-gerici toplumlarin bagrinda bize yürüyecegimiz

yolu gösteriyor.

8 Aralık 2009 Salı

Yeralti nehirleri 2





Sana Dersim demiştim, Dersim gibiydin sen


Yüzünde uzun yaralı ve sürgünler tarihi

Bir başına bırakılmış kayıp ceylanların dilbersin sen

Mercan sabahlarında

Mameki akşamlarından koparmışlar sevmelerini

Ne böğürtlen anılarım, ne ilkyazların şimdi

Vurulmuş bahar izleri taşıyan bir puşi misali

Saklı çığlıkların öfkesi



Dağların sessizleşip derinliğine düşünceye daldığı, karanlık mağaralardaki cila puf’ların gün doğumlarıyla aydınlattığından nöbetçi gerilla bir an görevli yoldaşlarını uyandırmak istercesine hızla nöbet yerinden içeri daldı. Ne bildiri başımı, ne pankart yapma hazırlıkları ve ne de bir pusu hazırlıkları, bu tip eylemlerin takvimi is bölümüne dayanır, planlanır: işte dağlarda bunları yapmanın koşulları yok denecek kadar az olmasına rağmen irade ve yaratıcılık, işbölümü, herkesin yeteneğine göre ilkesi. Şehirlerden, ülkelerden uzak, dağlar, patikalar, volkanlar, ağaçlar, derelere inat yaşam bir yeraltı nehirleri gibi akar her gün aynısını diyalektik olarak yalamadan. Öyle sıradan bir yasam değildir yeraltı nehirleri, özgürlüğünü kendi nasırlı ellerine almış, ama özgürlüğü elinden aldığı gibi, hiç özgürlüğü yok edilmemiş yeni tipte insanların yaşamıdır bu yeraltı nehirleri gibi. Tutsak edilen insani doğanın yaşamıyla yeniden üretmektir yaşamı iç içe. Bu yüzden iki kişiliktir aşk hali, içimizdeki çürüyeni öldüren de bu genetiktir.Umutlar mutluluğun yeraltı kaynaklarıdır, yarını bugünden büyüten, dirençtir, fedakarlıktır, tanımadığın insanları sevebilmektir, ölebilmektir esmer tenli bedenler için, yarını bugünden yaşamak için nehirleşmektir yeraltında bir kardelen gibi.



Geçitleri tutulmuş ırmakları aşıp sana geldim

Kavuşmanın ateşi için, aşk şarabı kıvamında

Uzun bir mülteci kederinde ayrılıklar biçip

Yasaklı dilimde özgürlük türküleriyle sana geldim.



İste bu yüzden yeraltı nehirleri kimi zamanlar kıpkızıl bir şafak vakti, denizlere yakamozlar vurunca bam telinde özgürlüğü çekip alacak, ve devrim disiplinli, programlı, planlı büyüyen ve büyütülen bir yeraltı nehirleridir okyanuslarını bekleyen.Ve o yeraltı nehirleri bu düzeni değiştirme inancı taşıyanların sesi, soluğudur her vardiyada, yapılması gerekenleri halklaştıran, değiştirmenin yolunu kendi damlasında başlatan, büyüne devrim ateşini daha da Kawalaştıran bir öznedir yeraltı nehirleri. Yaşamı devrimcileştirmek için üç kibrit çöpüdür, on altı rüzgardır ölüm oruçlarında, işkencede kızıl bereli bir yıldızdır ser verip sif vermeyen, deniz gibi cağlaşmaktır mahirce, kolektif bir benliktir sorunların içinde çözüm gücü arayan. İşte bu damlaların irade birliğidir on eylül'de bu kutsal topraklarda yeraltında nehirleşen.





şiirler: İlhami Sertkaya



.yeralti nehirleri kollektifi

Yeralti nehirleri 1


O zaman hızla açılacak karanlık


Dar kapılar pencereler

Şiir şarkılarla yankılanıp

Bulutlar buharlaşınca dönecek



Ve büyük bir suskunluk olacak, yer altında aralıksız kazma-kürek sesleri içinde kulaklarınızı sağır edecek o uğultulu emek, yönünü arayacak o dehlizde kutup yıldızı, yeraltında nehirler rüzgarın yönüne akacak hep, setleri aşacak barikatlarda ve dalga kıranları yerle bir edecek, her kazma sesi bir fırtınayı müjdeleyecek, yeraltı nehirleri her fırtına sonrası iz bırakmayacak yakamoz düşünce denize, dalgaları açılacak, karanlık gediklere ışık taşıyacak madenci lambasıyla, özgürlüğe sevdalı çocuklar mavi okyanuslara sürecekleri takalarını. Denizlerin hazanlaştığı ve yaprakların renkleştiği bu an, garantiler dipten gelen dalgalar yaratacaklar. Yeraltı nehirlerinin anaforu depremler yaratacak nasırlı ellerinizde, zamanlara öfkeli saatlerde okyanuslara açılmayı bekleyen bir kağıttan turlanalar olacak, dalgaları kıran, ölüme meydan okuyan turnalar, ve kardeşleştirecek eylül'ü omuz omuza. Ast olan dünyayı değiştirmektirden öte insanlaşmaktır yeraltı nehirlerinde, yani Deniz, yani Mahir, yani İbrahimleşmektir. Çünkü gerçekçi olmayanlar imkansızı da başaramazlar üç kibrit çöpü gibi, kuru gürültülü damlalar çukurlardaki göletlere akarlar, bakılsa içinde her bakteri var. Okyanusun o en ıssız köşesine kırmızının, yeşilin ve sarının dupduru başeğmezliği yerine yosun bağlamış tonumu taşıyalım içimizde. Ve dışarıda yağmur yağıyor, ben dolaşmaktayım zindanda, bardaktan boşalırcasına yağan yağmur taneleri C-11 mazgalından yeraltı nehirlerine kavuşmak için tünelin son yüz metresini taşkınlaştırıyor, biriktiriyorlar öfkeyi, çoğaltıyorlar damlaları ve salıyorlar yeraltı tünellerinden özgürlüğü.



Ağaçlar çiçek açıp meyve verecek

Pırıl pırıl çıkınca güneş

Sevda türküleri söyleyip toprak

Yağmurlar yağınca gelecek



Burada yağmur damlalarının organik birliğini derinde görebiliriz. Oysa ki derin ırmaklar geçtikleri yerleri temizleyerek götürürler, sabırla biriktirirler bir başka ülkenin adını,

dünyaya ışık saçmak için gece gündüz yeraltında çalışırlar. Sonsuz magma hareketleri arasında gökkuşağı altında yeraltı nehirlerinin maviliğine Munzur berraklığı taşırlar, hiç bir kirliliği barındırmazlar Dicle ve Fırat gibi, akan bir yıldız gibi ölmezler, su gibi çürümezler, çelik gibi sertleşirler yeraltı nehirleri. İşte tüm kızıl yeraltı nehirlerinin okyanuslara varacağı gün Devrim ve sosyalizm günüdür. Ve rüzgar kanatlı Rodrigolar kanatlanacaklar aydınlıkta.



Güneşle yanıp ayla gelecek

Yıkanacak sevda suyuyla gönül

Zamanıdır gül bülbüle

Açılan goncayla verecek.





yeralti nehirleri kollektifi