22 Aralık 2009 Salı

Yeralti nehirleri kollektifi Seyh Bedrettin


Bu göl İznik gölüdür.


Durgundur.

Karanlıktır.

Derindir.

Bir kuyu suyu gibi

içindedir dağların.

Bizim burada göller

dumanlıdırlar.

Balıklarının eti yavan olur,

sazlıklarından ısıtma gelir,

ve göl insanı

sakalına ak düşmeden ölür



Cenneti dünyaya aradı





Bedreddin cenneti dünyada arayanlardandır. Bedreddin sevgiyi, insanın bütün kötülüklerden kurtulması, yücelmesi olarak anladı. Eşitlik ve kardeşlik düşüncesini hep ön planda tuttu.





Bedreddin sömürünün olmadığı, eşit, ezilen-ezen çelişkisinin yaşanmadığı bir dünya özlemini dile getirdi. Bedreddin'e göre; dünyanın toprağı ve bu toprağın bütün ürünleri insanların ortak malıdır. Bedreddin bunu şöyle ifade eder: “Ben senin evinde kendi evim gibi oturabilmeliyim, sen benim eşyamı kendi eşyan gibi kullanabilmelisin. Çünkü bütün bunlar hepimiz içindir ve hepimizin malıdır. Bu ayaklanmanın diğer bir farkı da 13. yüzyıl boyunca Anadolu’daki ayaklanmaların öncüsü, esin kaynağı olmasıdır. Devlet düzenini zora dayanarak sarsmasıdır.”

Bedreddin

ak bir koyun postu üstüne

oturmuş.

Hattı talik ile yazıyor

«Teshil»i.

Karşısında diz çökmüşler

ve karşıdan

bir dağa bakar gibi bakıyorlar ona.

Bakıyor:







Madem ki bu kerre mağlubuz...



Bu görüşlerini Anadolu’ya müritlerinden özellikle Börklüce Mustafa ve Torlak Kemal aracılığıyla yaydı. Bedreddin, Osmanlı'nın adaletsiz düzenine isyan etti. Börklüce Mustafa Aydın’da, Torlak Kemal ise Manisa’da Osmanlı ordusuna karşı direnişler gerçekleştirdi. Şeyh Bedreddin 1420 yılında Rumeli’de önce Eflak, oradan da Deliorman'a gelir.





Nazım'ın dediği gibi: “Bedreddin yiğitleri şehzade ordusunun/ Karşısına çıktılar/ Dikişsiz ak libaslı, Baş açık, Yalnayak ve yalın kılıçtılar./ Mübalağa cenk olundu./ Aydının Türk köylüleri/ Sakızlı Rum gemiciler/ Yahudi esnafları, on bin mülhid yoldaşı/ Börklüce Mustafa düşman ormanına on bin balta gibi daldı.”

Nazım, savaşın sonunu şöyle anlattı: “On binler verdi sekiz binini.../ Yenildiler Yenenler, yenilenlerin/ Dikişsiz, ak gömleğinde sildiler kılıçlarının kanını.”

Bedreddin, Osmanlı'ya esir düştü. Bedreddin, “Madem ki bu kerre mağlubuz netsek, neylesek zaid.

Gayri uzatman sözü./ Madem ki fetva bize aid verin ki basak bağrına mührümüzü...” dedi,

idam edildi. Başı tıraşlı

kalın kaşlı

ince uzun boylu Börklüce Mustafa.

Bakıyor:

kartal gagalı Torlak Kemâl..

Bakmaktan bıkıp usanmayıp

bakmağa doymıyarak

İznik sürgünü Bedreddine bakıyorlar..





Şeyh Bedrettin isyanı, her ne kadar dini bir olay gibi gösterilmek istense de yapılan araştırmalar isyanın, sosyo-ekonomik bir olay, yoksul halkın ekonomik taleplerle yaptığı bir ayaklanma olduğunu ortaya koyuyor.





ve hayati







Hayatı hakkında bilinenler büyük oranda torunu Hafız Halil'in yazdığı Menakıbname'ye dayanır.

Günümüzde Yunanistan topraklarında bulunanSimavna kasabasında doğmuştur. Kesin doğum tarihi bilinmemekle beraber çeşitli kaynaklarda 1358, 1359 veya 1365 olarak verilir. Büyükbabası Abdülaziz Selçuklu soyundandır. Menakıbname'ye göre son Selçuklu Sultanı III. Alaeddin Keykubad'un yeğeni ve veziridir. Babası İsrail ise Rumeli'yi fethe girişen ilk gazilerdendir. Daha sonra Simavna kadısı olur. Annesi Rum asıllı bir Hıristiyan iken Müslüman olan Melek Hatun'dur. Edirne'nin Osmanlılar tarafından alınmasından sonra ailesi ile buraya yerleşir.

Şeyh Bedreddin eğitimine Edirne'de babasının yanında başlar. Hocası Molla Yusuf sayesinde fıkıh ilmiyle tanışır. Hocası ölünce Bursa'ya gider, astronomi ve matematik alanlarında büyük şöhret kazanan Koca Efendi diye de bilinen Bursa Kadısı Şeyh Mahmud'den ders alır. Daha sonra Konya'da Feyzullah'tan mantık ve astronomi dersleri alır. Daha sonra dönemin İslam dünyasının ilim merkezi olan Kahire'ye gider.

Menakıbname'ye göre 8 Aralık 1382 tarihinde Kahire'ye varır. Burada Memluk Sultanı Berkuk'un dostu ve danışmanı olan dönemin ünlü alimlerinden Ekmeleddin el-Bayburti'nin öğrencisi olur. Sultan Berkuk Bedreddin'i oğlu Ferec'in özel hocalığına tayin eder.

Sultan Berkuk'un sarayında geçirdiği üç yıl zarfında Hüseyin Ahlati ile tanışır ve düşüncelerinden etkilenir. Berkuk Bedreddin ve Ahlati'ye birer Habeş cariye sunar. Menakıbname'nin yazarı Hafız Halil'in babası İsmail'i bu cariyelerden biri olan Cazibe doğurur. Diğer cariye Mariye (Meryem) ise Ahlati'nin öğretisini özümsemiştir. Bedreddin, Mariye ile yaptığı konuşmalarda kendisini gülün dikeni gibi gördüğünü söyler: "Anı gül gördi vü kendüni diken". Ahlati Bedreddin'in tasavvuf yolunda yol göstericisi olur.

Hüseyin Ahlati bir süre sonra Bedreddin'i Tebriz'e yollar. Burada Anadolu seferinden dönen Timur'la karşılaşan Bedreddin, ilmiyle Timur'u ve maiyetini etkiler. Timur kendisiyle beraber gelmesini istese de Bedreddin bunu kabul etmez ve Kahire'ye döner.

Ahlati ölümünden hemen önce Bedreddin'i halifesi ilan eder. Ancak müritlerinin bazıları buna tepki gösterir. Bedreddin altı ay sonra Mısır'ı terk eder. Menakıbname bu ayrılışın sebebini Rumeli'ye dönme arzusu olarak gösterse de, müritlerin muhalefeti ve Mısır'ın içinde bulunduğu siyasi karmaşa da bu kararın sebeplerinden olabilir.

Bedreddin önce Halep'e sonra Karaman ve Germiyan Beyliklerinin topraklarına gider. Gittiği yerlerde tanınmaktadır. Buradan Menderes Vadisi boyunca ilerleyerek Aydın'a gelir. Menakıbname'ye göre, yolu üzerindeki Nizar köyünde en önemli müritlerinden Börklüce ile tanışır. Daha sonra Tire üzerinden İzmir'e geçer. Menakıbname'de İzmir'den, Hıristiyan nüfuslu Ceneviz hakimiyetindeki Sakız Adası'na geçtiği anlatılır.

Kütahya ve Domaniç üzerinden Bursa'ya yaptığı yolculuğu sırasında Sürme köyünde diğer önemli müridi Torlak ile tanışır. Gelibolu üzerinden Trakya'ya geçer ve Edirne'ye ulaşır. Kahire'den Edirne'ye kadar gittiği her yerde müritler toplamıştır. Birkaç ay sonra Bursa ve Aydın'a tekrar gider, sonrasında yedi yıl Edirne'de kalır.

Bu sırada Osmanlı Devleti Fetret Devri'ndedir. Bedreddin Musa Çelebi'yi destekler. Musa Çelebi Edirne'ye hakim olunca onu kazasker yapar. Bu görev sayesinde Bedreddin Balkanlarda yaşayan halkla yakın ilişkiler kurar. Musa Çelebi'nin kardeşi Mehmet Çelebi karşısında yenik düşmesiyle 1413'te ailesi ile birlikte İznik'e sürgün edilir. Kendisine 1000 akçe maaş bağlanır. Bu sırada Aydın ve Manisa'da Börklüce ve Torlak 'in yönettiği isyan patlak verince, kaçarak İsfendiyar Beyine sığınır. Sinop üzerinden Eflak'a gider. Daha sonra Edirne'ye dönmeye karar verir. Sultan Mehmet isyanların başındaki kişi olarak gördüğü Şeyh Bedreddin'i Edirne'ye varamadan ele geçirir. Bir heyet tarafından yargılanan Bedreddin'in, malı ve ailesi korunmak şartıyla idamına karar verilir. Serez çarşısında asılır ve burada defnedilir. Ölüm tarihi çeşitli kaynaklarda 1416 veya 1420 olarak verilir. 1961'de kemikleri, Divanyolu'ndaki II. Mahmut Türbesi haziresine defnedilmiştir.







yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder