3 Aralık 2009 Perşembe

Yeralti kollektifi Ugur Kaymaz


Bir kardelen olsam,ekilsem


Simdi topragin kanayan nasirli ellerine

yagmur olsam

Güclü bir cinar agaci olsam

salsam köklerimi deniz,e

Ve deniz

Ve toprak

Ve ugur

Ve özgürlük zamanidir simdi kentler



Bir güvercin olsam,bembeyaz apak

ucsam gözbebeklerine

kanat cirpsam maviliklere

Diger güvercinlerle bulussam

randevi yerlerinde,elele

Bir deniz olsam

carmiha gerilsem celladin kan damlayan dislerinde

Dipten gelen tsunami olsam

zülüm kalelerini yiksam



Ve dost olsam o nasirli ellerinde

Can olsam

Yoldas olsam

Hewal olsam umut dolu gözlerinde bahara ucsam...



Ugur gözbebeklerinizde daim...Ugur Kaymaz daima bizimlesin.



Uğur Kaymaz Mardin Kızıltepe’de yaşayan 12 yaşında bir çocukken, bir gün evden terlikleriyle babasının kamyonunun yanına çıktığı sırada kurşunlanarak öldürüldü. Ardından terörist olduğuna dair açıklamalar yapılan Uğur, devlet terörünün kurbanı olmuştu. 12 yaşında bir çocuğun ölümünün sorumluluğunu üzerinden atmak isteyen devlet “terörist” propagandasında ısrar etti. Hatta silahlı çatışma iddialarında bile bulundu. Ama Kaymaz “ölü ele geçirildiğinde” ayağından yattığı yerin az ilerisine fırlamış terlikler devletin katliamcı yüzünün küçük birer kanıtı olarak tarihe geçti.



Sonra Kaymaz’ı katleden polisler mahkemeye verildi. Uzunca bir süreç başlamış oldu. Kaymaz ailesi ve davayı takip eden duyarlı kesimler için tam bir kaçma-kovalamaya dönüşen bu süreçte, duruşmalar güvenlik gerekçesi ile Mardin’den Eskişehir’e taşındı. Aynı süreçte ancak “mülkün” temeli olabilmiş adalet kapılarını bir kez daha topluma kapadı. Devlet terörünü aklama kurumu olarak işletilen mahkemelerden dışarıya bilgi sızmaması için duruşmaların halka açık işletilmesi mahkeme kararıyla ve sözde kamu yararı için yasaklandı.



Sermaye düzeni içeriden dışarıya bilgi sızmasını, mahkemelerde dökülen pisliklerinin kamuoyuna duyurulmasını engelleme çabasına dalmıştı ama, içeriden dışarıya leş kokuları sızıyordu. Kapıların altını tıkasalar, bütün anahtar deliklerini, pencereleri, havalandırmaları da kapasalar engelleyemedikleri bir çürüme kokusuydu bu. Dışarıda mahkemenin sonucunu bekleyen, Uğur Kaymaz’a sahip çıkanlara sıkılan biber gazını bastıran bir kokuydu. 2004 Kasım’ında katledilen Kaymaz’ın katilleri, cinayetin üzerinden 3 yıl bile geçmemişken aklandılar. Böylece sermaye düzeni bundan sonra yeni cinayetlerin önünü açacak tarihi bir içtihat yaratmış oldu: “Bu ülkede Kürt öldürmek suç değil! Kürt öldürmenin cezası yok ama Kürt olmanın cezasını Kürt olan ölü ya da diri çekmek zorunda!”



yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder