13 Aralık 2009 Pazar

Yeralti kollektifi Orhan Veli Kanik



Nazim Hikmet"Söz yok,devrimci sair olmak güzel bir duygu,ben sosyalist sairim der.Disarda
eve bir soguk yagmur sinyali veriyor,belki de sizler nemli hava soluyorsunuz bu saatte.
Grup Yorum,un "Yildizlari Kusandik"cd,sini dinliyorum....



Nazim tüm yasami ve siirlerinde ki pratigide eylemci devrimcidir.Gül,kavga ve sevda
dolu dizeleri Nazim usta ask ve sevdayi kusandirdi siir ve kavgayi sevenlere.
Anadolu siirine,hem bicimsel bir haz,hemde devrimci bir soluk verdi nazim usta.

,Siir ve mücadele duygularla yürütülemezler,gün gelir ici bos geriye sadece duygular kalir.Naim,ede katilmamak imkansiz siir birazda duygudur
ama her sey degildir.

Anlatmak istedigimiz konular,yazacagimiz siirler ayaga kaldirmali herkesi,kavgayi ile gülü
aski ve sevdayi,ölmeyi ve sevmeyi ama kendi topragimiza has olmali.

Siirin kökü kavgadadir"Nevzat Celik mücadele icindeyken metriste bir siir yazmisti ve sevgili
Ahmet Kaya,nin okudugu" ve yurdumuzun Anadolusunda.Pirsultan,dan Seyh Bedreddine,Nesimi.ye
oradan A.Arif,e,Enver Gökceye,Neruda,ya,Can Yücel,e,A.Yücel,e ve Muratgan Mungan,a
Safak Tamer,e

Dogu,dan Bati,ya,Kuzey,den Güney,e ucsuz bucaksiz yayilan topraklara,o topraklar üzerinde
kurulmus medeniyetlere,ve vardiyalarda ki baldiri ciplaklarin düslerine,tersanede ki ölümlerin
alinterine,analarimizin gözyaslarina, tüm dünyadaki sevgili kardeslerimizin ellerine.Insanoglu
hangi dili,hangi renk,te,dinden olursa olsun,yüregimize ve kavgamiza,onun tarzini okumak ve
kavramak biz siir severlerin yolu olmalidir yeralti nehirleri

Bireysel öykümüzü,düslerimizi,sevdalarimi ve kavgalarimizi bir toplumsal varlik olarak görerek
anlatmissa sairler,bu onlarin toplumsal düslerimizi anlatiyor ve umutsuzluk bize yasak olmalidir.

Her sey elestirile bilmelidir,Ayhan yazmaya devam gözüm herkes birakin yazsin ve uslupta
yazarak uyaralim özel mesajlarla hepimiz icin gecerli.
Siir bireyselligi toplumsallik icinde ele alinmalidir,hem yaratacagimiz dil ve tarz Karer,ce ile
insanligi ikna edici olmali.Fatma,nin yazitlarinda bireysel karamsarlik var evet karanliklar ve
geceler var olacaktir ama unutmayalim ki geceleri aydinlatan yildizlarda var,özellikle kutup
yildizi,ozan Ruhi Su söyle demis"Sabahin bir sahibi var"sabahin sahipleri emekcilerdir karanliklari
aydinlatan.
Nazim Usta hem kendinden bahs eden siirler yazmistir,hem milyonlarca emekcilerden,hem
topraktan,hem mapushaneden sevgiliye ,hem ezilenlerin özgürlük düslerini resmetmis dilinde.
Tüm "Geceler firtinasina tutulanlara su satirlar büyük dev adamdan..



Yine kitaplari ve türküleri,bayraklariyla geldiler

dalga dalga aydinlik oldular

yürüdüler karanligin üstüne

Meydanlari zaptettiler yine.



Beyazit,ta sehit düsen

silkinip kalkti kabrinden

ve elinde günes gibi tasiyip

yarasini

yikti Sahmeran,in magarasini.



Daha gün o gün degil,derleyip dürülmesin

bayraklar

Dinleyip,duydugunuz cakallarin ulumasidir.

Saflari siklastirin cocuklar

bu kavga fasizme karsi,bu kavga hürriyet

kavgasidir



Sair,sanatsal yaraticiligini esas aldigi sinifsal karakterde bulur,kendi düsünsel pratiginden süzer ve biz emekcilere yansitir.Tüm sanatlar gibi siir de insanin ic-dünyasina,duyusal dünyasina aittir.Sair ve siir bu anlamiyla emekci,kavgaci,hürriyetci ve direnise davettir bence.



Siir rüyanin ötesinde,duygunu ve intiharin ötesinde toplumsal bir baskaldiridir bunu Pirsultan siirlerinde de görmek mümkün.Mesala Neruda siirlerini fasizme karsi her direniste,barikatta görmek mümkündür.Ispanya
ic savasinda NO PASARAN direnen emekcileri görmek istiyorsak Neruda siirlerinde var.



Baska seylerde var"8 Mayis fasizmin Stalingrad yenilginin adi"Alacakaran
lik siirinde Neruda cok iyi tasfirler
Mayakovski ise imge ve ezginin yaninda,bir sözcügün diger emekci cümlelerle kaynasmasi icin ,ses ve ahenk,uyumu esas almistir.Öyle bir ritim yaratmistir ki devrimci marslara imza atmistir.
Bu akimlardan bir etkilenmeyen ise Garipciler akimidir,bireysel,yanlizlik,kadercilik hep egemendir.Cünkü toplumsal yasamda emekci krakterleri zayiftir.
Iste bir O.Veli siiri ALTINDAG
Biri bir koca görür rüyasında:

Yüz lira maaşlı kibar bir adam.

Evlenir, sedire taşınırlar.

Mektuplar gelir adreslerine:

Şen Yuva Apartmanı, bodrum katı.

Kutu gibi bir dairede otururlar.

Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;

Bulaşıksa kendi bulaşıkları.

Çocukları olur, nur topu gibi;

Elden düşme bir araba satın alınır.

Kızılay Bahçesine gidilir sabahları;

Kumda oynasın diye küçük Yılmaz,

Kibar çocukları gibi.



Hayatı




(13 Nisan 1914 – 14 Kasım 1950), Türk şair. Melih Cevdet ve Oktay Rifat‘la birlikte Garip Akımı‘nın kurucularındandır. Şiirde ölçü, uyak ve sanatlı söyleyişlere karşıydı. Orhan Veli, her şeyin şiire konu olabileceğini savunmuştur.



Çocukluğu İstanbul’un Cihangir ve Beykoz semtlerinde geçti. İlkokulu Galatasaray Lisesi‘nde yatılı olarak okudu. Babasının Cumhurbaşkanlığı Bando Şefi olması üzerine dördüncü sınıfta iken ailesi İstanbul‘dan ayrılınca Ankara Gazi Okulu’na geçti ve ertesi sene Ankara Erkek Lisesi’ne başladı.



En yakın arkadaşlarından Oktay Rıfat , Melih Cevdet ile 16 yaşında tanıştı. Bu iki arkadaşıyla birlikte lise yıllarında hazırladığı Sesimiz dergisinde ilk yazılarını yayımladı.



1933 yılında liseyi bitirdikten sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü’ne başladı. Ancak, 1935 yılında okuldan ayrılarak yüksek öğrenimini yarıda bıraktı.



Şair, 1936’da Ankara’ya döndü. Askere gidene kadar PTT Genel Müdürlüğü Telgraf İşleri Reisliği Milletlerarası Nizamlar Bürosunda memurluk yaptı. Bu arada ilk şiirlerini 1936 yılı Aralık ayında Varlık Dergisi‘nde Mehmet Ali Sel adı ile yayınladı. 1941’de lise arkadaşları Oktay Rıfat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte Garip adlı şiir kitabını çıkartarak Garip Şiir Akımının öncülerinden oldu. Şiirlerinde yalın bir halk dili kullandı, yergi ve gülmeceden yararlanarak, sıradan yaşantıların şiirinin de yazılabileceğini gösterdi.



İkinci Dünya Savaşı nedeniyle askerlik uzatıldığı için 4 yıl askerlik yaptı. Askerlikten döndükten sonra 2 yıl kadar Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı Tercüme Bürosu’nda çalıştı. Azra Erhat, Oktay Rıfat, Erol Güney ile ortak çeviriler yaptı. Ancak 1947’de bakanlıktaki “antidemokratik hava” nedeniyle Tercüme Bürosu’ndaki görevinden istifa etti.



Mehmet Ali Aybar’ın yayımladığı Hür ve Zincirli Hürriyet gazetelerinde eleştiriler, kültür ve sanat üzerine yazılar yazdı. La Fontaine’in masallarını şiirsel bir dille Türkçeleştirdi. Nasrettin Hoca öykülerini de şiire dönüştürdü.



1 Ocak 1949 tarihinden itibaren on beş günde bir yayımlanan Yaprak dergisini çıkarmaya başladı. 28 sayıyı tamamen kendi çabası ile çıkardı. 15 Haziran 1950‘ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara’dan ayrılıp, İstanbul’a döndü.



1950 sonbaharında, bir haftalığına geldiği Ankara’da, 10 Kasım 1950 gecesinde, yolda, onarım için kazılmış bir çukura kafa üstü düşerek yaralandı. İstanbul‘a döndükten sonra, bir arkadaşının evindeyken, durumu birdenbire kötüleştiği için kaldırıldığı Cerrahpaşa Hastanesi‘nde, 14 Kasım 1950 tarihinde beyin kanamasından öldü. Ölümü, Türkiye’de o güne kadar hiçbir şairin ölümünde görülmemiş bir yankı buldu. Orhan Veli Kanık geniş katılımlı bir cenaze töreninin ardından Rumelihisarı Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir.







yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder