16 Aralık 2009 Çarşamba

Yeralti kollektifi Cemal Süreyya

Şimdi


utançtır tanelenen

sarışın çocukların başaklarında.



Ovadan

gözü bağlı bir leylak kokusu ovadan

çeviriyor o küçücük güneşimizi.



Taşarak evlerden taraçalardan

gelip sesime yerleşiyor.



Sesimin esnek baldıranı

sesimin alaca baldıranı.



Ve kuşlara doğru

fildişi: rüzgarın tavrı.

Dağ: güneş iskeleti.



Tahta heykeller arasında

denizin yavrusu kocaman
 
Önce acıyla, yoksullukla büyüdük. Sonra terk ettik, evler kuşatıldı, delik deşik edildi düşler; düşleri kurşuna dizilmeyenler sevdiklerini gözaltında yitirdiğini gördüler. İşbirliğini kabul etmedi hiç biri, başka kentlere yolculuk başladı, kamyon kasaları içinde, dağları seyreğiler son kez, ama Karer’i hep sevdiler.




Varlarını yoklarını bırakıp gitmek zordu. Süzüldü gözyaşları, gelincikler, taze buğday kokusu beriler, elveda çocukluğum burada kaldı hep. Gökyüzü, yıldızlar, güneş, küçük pencerem hoşça kal lastik ayakkabılarım. Çerciler siz de hoşça kalın ask



Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde,

Bir yanlışı düzeltircesine açmış;

Gelmiş ta ağzımın kenarında

Konuşur durur.



Bir gemi bembeyaz teniyle açıklarda,

Güverteleri uçtan uca orman;

Aldım çiçeğimi şurama bastım,

Bastım ki yalnızlığımmış.



Bir başına arşınlıyor bir adam mavi treni

Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.Cemal Süreyya





Olağan üstü bir gün, terki diyar eyledik bir kamyon kasasında. Ama kalabalık değildik, babam, annem ve biz iki kardeş. Sabah erkenden iki döşek, birkaç yorganla bu kamyon kasasında yola çıktık.



Gün kısa, gece uzundu. Ne geceler huzurlu, ne gündüzleri artık.



Uykularımızı, göz yaşlarımızı akittik bereketli topraklara sığındık, kentlerin varoşlarına. İstanbul, İzmir, Mersin, Ankara’ydı yeni yerleşim alanlarımız. Şimdi toz duman, yoksulluğumuz postallarla ezilmişti, yanmış, harabeye çevrilmiş köklerimiz, hapsedilmiş dağlarımız, köylerimiz.



Erken başlayan sabahların çoğunda didik didik edildi eşyalarımız. Güneş daha yeni gülümserken, bizleri köy meydanında topladılar, elinde kızılcık sopası bulunan, yakasında yıldızı da vardı, etrafa küfür ve tehdit savuruyordu ve tartaklıyordu tüm gençleri. Yaşlılar ve biz çocuklar dona kalmıştık. Çok uzun zamandır gülmeyi unutmuştu bu köy, gözyaşı hiç eksik olmadı. Bu sabah bu meydanda Fadime ananın oğlunu alıp götürdüler, birazdan yanında olur dediler. Yine de direngendi Fatma ana ve Hanifi amca, yüksek ulu Hesarbaba’ya bakarak bir şeyler söylediler, duyamadım.



Her köyün bir saati var ya, ya da günü ve yahut takvimi, zorbalığın takvimi gidin diyorlardı buralardan "şu gün, şu saat, şu an" yoksa?



Toprağa tırnaklarını kanatırcasına geçirerek hayır dediler, dağlarda parlayan günesin ısınları, tank paletleri altında, namluların ucu da olsa terk etmek istemediler. Dağlardan kokan menekşe kokusu, yüzlerinde umut, gözlerini gökyüzüne çevirerek asla dediler.



Ve kursun sesleri, ölenler, yaralananlar, dipçik darbeleriyle kafaları patlatılanlar, çiçekler devrildiler birer birer,toplu göç başladı, ölülerini oracıkta gömerek, yaraları oracıkta sararak sırtlayıp çocukları terk ettiler. Gittiler, yeryüzü Hüseyin’in klamina şahit olacaktı.



Simdi kentlerin yanında göç etmek zorunda bırakılanlar yasamı eğreti barakalarda, umudu saksıda büyütecektiler. Karer ve köyler artık bu kent varoşlarını içten kuşatacaklardı.



Sen sık sık gülen gülerken de

Sevecen bir akdeniz çizgisini

Sol yanına ağzının

İliştiren çocuk özenle

Yabana mı atıyorum yani seni

Yabana mı atıyorum saat altı buçukları

Çocuk ve Allah'ın en eski baskısını

Değil, değil bunların biri

Gözlerimin gemileri kuş istiyor

Açılıp kapandıkça sevdam

Kapanıp açılıyor bir mavi

Şahmaran süt istiyor kefeninde

Üç aylık ölmüş çocukların

Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kamber

Ay kana kana batıyor

*Kendi dilinden yasami


*Cemal Süreya 1931'de Pülümür'de(Dersim))doğdu.1938'de Dersim İsyanı sonrasında ailesi Bilecik'e sürgün edildi. 9 ocak 1990 tarihinde İstanbul'da ölmüştür.Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi maliye ve iktisat bölümü'nü bitirmiştir.Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik, darphane müdürü, Kültür Bakanlığı'nda yayın kurulu danışma üyeliği, Orta Doğu İktisat Bankası yönetim kurulu üyeliği görevlerinde bulunmuştur.Yayınevlerinde danışmanlık, ansiklopedilerde redaktörlük, çevirmenlik yapmıştır.




...Papirüs dergisini üç kez çeşitli aralıklarla çıkardı...Pazar Postası, Yeditepe, Oluşum, Türkiye Yazıları, Politika, Yeni Ulus, Aydınlık, Saçak, Yazko Somut, 2000'e doğru gibi yayın organlarında şiir ve yazılarını yayımladı...



...ikinci yeni şiirinin en önemli isimlerindendir...geleneğe karşı olmasına rağmen geleneği şiirinde en güzel kullanan şairlerden birisiydi...kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile, duyarlı, çarpıcı,yoğun, diri imgeleriyle ikinci yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir...



Cemal Süreya 38 sürgününü bir şiirinde şöyle anlatıyordu:



"Bizi kamyona doldurdular. Tüfekli iki erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu."



ülkü tamer onun için şu dizeleri yazmıştır:



Tanrı Bin birinci gece şairi yarattı, Bin ikinci gece cemal'i,



Bin üçüncü gece şiir okudu tanrı, Başa döndü sonra, Kadını yeniden yarattı.



yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder