26 Kasım 2009 Perşembe

Yeralti kollektifi Pablo Neruda



Aragon bir yerde "gerçek ozan doğuştan partilidir" der ve ozanların örgütlü toplumsal kimliğine vurgu yapar. Çağlar boyunca farklı biçimlerde ortaya çıkan muhalif devrimci kimliğin en önde gelen temsilcilerinin ozanlar olması, uç sayılabilecek bu tespite bir haklılık temeli kazandırıyor hiç kuşkusuz. Ama bu tanımlama yine de eksiktir. Tamamlanması için, şairin bu muhalif kimliğe kattıklarının yanısıra, şiirin kendine özgü dinamizminden de bahsetmek gerekir. Nedir şiirin dinamizmi? Şair, neden diğer sanatçılara göre halkın temsilciliğine daha yatkındır? Bir halkın türkülerini yapan ozanları, yasaları yapanlardan daha güçlü kılan şey nedir?




Yeniliğe olan açıklılığı, baskılara karşı gösterdiği direniş ve bizzat ortaya çıktığı andan itibaren taşıdığı ve halen de taşımakta olduğu kolektif kimlikle şiir, devrimci bir dinamizmi bağrında taşımasıyla diğer edebi sanatlardan ve hatta sanatların tümünden farklı bir yerde durmaktadır. Kestirmeden söylersek; şiir hem isyandır, hem de isyankardır. Şiir devrimcidir, çünkü toplumsal duyarlığın sesidir o. Ozanın muhalif kimliğinin doğuştan gelmesinin temel nedenlerinden biri de budur.



Roman nasıl burjuva çağın ve burjuva bireyin bir ürünüyse, şiir de başından itibaren kolektif bilincin, kolektif üretimin ve kolektif paylaşımın bir ürünü olageldi. Ola ki kör yalnızlıkları, aşk acılarını da dile getiriyor olsun! Şiir, şarkı ve dansla beraber, üretimle yanyana ve iç içe oldu, toplumsal sorunlardan, toplumsal dertlerden ve insanlığın gelecek kaygılardan hiç kopmadı.



Kavganın nabzını en başta şair tuttu, çünkü o nabız en hissedilir biçimde şiirde atıyordu. Çünkü şiir hep kavganın içinde oldu, çoğunlukla kavganın bayraktarlığını yaptı. Şiir hep kavgalı oldu; bütün egemen despotik düzenlerle, gericiliğin bütün biçimleriyle. Şiir hep yeniliğin, ilerleyen ve gelişen hayatın yanında saf tuttu. Yüzü hep ileriye dönük oldu şiirin, ama geçmişten de hiç kopmadı. Ayak bağlarını temizleyerek yürüyüşünü sürdürürken, en değerli mirasın sadık bir taşıyıcısı ve savunucusu olageldi.







Şiir kimliğini ve itibarını yeralti nehirlerinde buldu







Hiçbir mekanın ve hiçbir çağın ve hiçbir despotun tutsağı olmadı şiir. Bu yüzden tüm peygamberler şiire ve şaire düşman oldu, krallar, padişahlar, diktatörler halk ozanlarını, şairleri zorbaca yöntemlerle susturmaya çalıştılar. Hatta ezilenleri susturmak için önce onlardan başladılar kıyımlara. Ama şiir hiç mi hiç geri adım atmadı, teslim olmadı, susmadı. Şairlerin direnişi, şiirin gücüne ve etkisine ölümsüz bir güç ve güzellik kattı.



Şiir ölümsüzlüğünü ve güzelliğini aynı zamanda kolektif yapısına da borçludur. Yüzlerce yıl ağızdan ağıza taşındı, taşınmakla kalmayıp yeniden ve yeniden üretildi. Binlerce insan dokudu kumaşını şiirin. Taş duvarlara da kazındı, ceylan derilerine, kağıtlara ve mermerlere de. Zırhları delen mızrak ucu sertliğinde sözcüklerle de yazıldı, kalbe işleyen tüyden hafif aşk sözcükleriyle de. Kanla da yazıldı, tebeşirle ve mürekkeple de. Ama nereye ve neyle yazılırsa yazılsın, hep bilinçlere kazındı.



Toplumsal yaşamın her alanına ve her mekanına: Mağaralara, evlere, tarlalara, fabrikalara, sokaklara, zindanlara sualsiz girdi şiir. Sınırlar aşmak için pasaporta ihtiyacı olmadı hiç. Hiçbir yasak, hiçbir yasa, hiçbir duvar onu engelleyemedi.



Doğanın o eşşiz güzelliğine aşkla bağlı kaldı hep. Barışta da oldu, savaşta da. Yalnızlıklardan, acılardan, hüzünlerden, yıkımlardan da geçti yolu, şenlik ateşlerinden, aşklardan, düğünlerden, bayramlardan ve zaferlerden de. Her yerde varolmasını bildi, ama hiçbir yeri kendine yurt edinmedi. Egemenlerin, tüccarların kayıt defterinde hiç yeri olmadı, devlet katında, saraylarda değil ezilen, sömürülen emekçi halklardan itibar gördü. Şiir de ona en çok ihtiyacı olanların hizmetine sundu kendini.



Şiir yaşama hep bağlı kaldı. Hep hayatın önünden koştu. Hep arayış içinde oldu. Arayış içindeki insanın sesi, soluğu oldu. Savaşan militanların onsuz edemediği silahlardan biri oldu şiir. Mataralarındaki su, omuzlarındaki silahla beraber, sırt çantalarında hep bir şiir kitabı bulundurdu gerillalar.



yeralti nehirleri kollektifi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder